(1412 S. K. m. 310, 317, 321) (765 S. K. m. 2, 29) (5237 S. K. m. 7, 61, 204) (5320 S. K. m. 8) (5252 S. K. m. 9) (765 S. K. m. 339) (YCGK. 27.05.2008 T. 2008/6-132 E. 2008/152 K.)
Dava: Resmi belgede sahtecilik suçundan hükümlü H. C.'ın yapılan yargılaması sonunda, mahkumiyetine dair Osmaniye 1. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28.12.1992 tarih ve 1984/111 Esas, 1992/190 Karar s. kesinleşmiş hükmün, 5237 S. Kanunun 01.06.2005 gününde yürürlüğe girmesini müteakip yeniden değerlendirilmesi sonucu aynı mahkemece duruşma yapılmadan dosya üzerinden verilen 13.06.2005 tarih ve 1984/111 Esas, 1992/190 s. ek karara karşı hükümlü müdafi tarafından süresi içerisinde 30.06.2005 gününde sunulan dilekçe ile itiraz üzerine Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesince 04.10.2005 gününde itirazın reddine karar verildiği hükmün Yargıtay'ca tetkiki hükümlü müdafi ve O yer Cumhuriyet Savcısı tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C. Başsavcılığının bozma isteyen 16.01.2009 günlü tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle, incelenerek gereği görüşüldü:
Karar: I- C. Savcısının temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Cumhuriyet savcısının 13.06.2005 tarihli hükmü karar gününde yürürlükte bulunan 1412 s. CMUK.nun 310. maddesinde belirlenen kanuni süre geçtikten sonra 18.09.2008 gününde temyiz ettiği anlaşıldığından vaki temyiz isteminin 5320 S. Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 S. CMUK.nun 317. maddesi uyarınca REDDİNE;
II- Hükümlü müdafinin mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Ayrıntıları CGK.nun 27.05.2008 gün ve 2008/6-132-2008/152 kararında açıklandığı üzere 5252 S. Kanunun 9. maddesi uyarınca yapılan uyarlama yargılamasında verilen kararlar hüküm niteliğinde olup 1412 s. CMUK.nun 305. maddesinde belirtilen istisnalar dışında bu hükümlere karşı temyiz yoluna başvurulabileceğinden somut olayda temyizi mümkün nitelikteki bu karara yönelik başvuru üzerine itiraz mercii olan Ceyhan Ağır Ceza Mahkemesinin 04.10.2005 tarih ve 2005/629 D.İş no.lu red kararı da hukuken geçerli olmadığından itirazın temyiz olarak kabulü ile yapılan inceleme de;
765 S. Türk Ceza Kanununun 2/2 maddesi ile bu kanun yerine yürürlüğe giren 5237 S. Türk Ceza Kanununun 7/2. maddesinde suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan yasa ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise fail lehine olan yasanın uygulanarak infaz olunacağı hüküm altına alınmıştır. 5237 S. Türk Ceza Yasasının yürürlüğe konulmasına ait usul ve esasları belirlemek amacıyla 5252 S. Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa kabul edilerek yürürlüğe girmiştir.
Bu itibarla 5237 S. Kanunun yürürlüğe girdiği 01.06.2005 gününden önce verilen kararlarda, ortaya çıkan uyum sorunlarının giderilmesi, uygulanması gereken lehe hükmün tespiti, 5237 S. Kanunun uygulanma ilkeleri geçici nitelikte bulunan 5252 S. Kanuna göre belirlenecektir. Anılan kanunun 9. maddesinde "lehe kanunun derhal uygulanabileceği hallerde duruşma yapılmaksızın dosya üzerinde karar verilebileceği" kabul edilerek asıl olanın duruşma yapılması olduğu hükme bağlanmıştır. Maddede sözü edilen haller eylemin, tartışmasız olarak suç olmaktan çıkarılması, ceza sorumluluğunun kaldırılması veya belirlenen cezanın bir değerlendirme ve takdir gerektirmemesi gibi hallerdir. Mahkemece bir değerlendirme yapılarak suçun unsurlarının tayini takdir hakkı kullanılarak cezanın belirlenmesi veya kişiselleştirilmesinin gerektiği durumlarda, davaya katılan veya şikayetçiye de haber verilerek duruşma açılıp sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir. Evrak üzerinde yapılan incelemede, suçun unsurlarının tartışılması, yeni kanunun verdiği takdir hakkı kullanılarak ceza tayini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi, hükmün niteliğinin değiştirilmesi ve bu kararın sınırlı inceleme yapması gereken itiraz merciince incelenerek talebin yerinde olduğuna veya olmadığına karar verilmesi mümkün değildir. Ayrıca Ceza Genel Kurulunun 11.5.1999 tarih 104/113 ve 6.10.1998 tarih 224/297 s. kararlarında duruşma yapılarak verilip kesinleşen bir hükmün zat ve mahiyetinde değişiklik yapılması aksine bir düzenleme olmadığı takdirde ancak duruşma yapılarak verilecek yeni bir hükümle mümkün olduğu kabul edilmiştir.
Hükümlünün, resmi evrakta sahtecilik suçundan mahkumiyetine karar verilen 765 S. TCK.nun 339/1 maddesi 1. fıkrasının 1. cümlesinde ön görülen ceza 3 yıldan 10 yıla kadar ağır hapis cezasıdır. Bu maddenin karşılığı 5237 s. TCK.nun 204/2 maddesi ise 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası biçiminde sanıklar lehine düzenleme yapılmıştır. 765 S. TCK.nun 29. maddesinde yer alan ölçütlerin 5237 S. TCK.nun 61. maddesinde bu suçla ilgili olarak değişmediği, mahkemece 765 S. Kanun uygulanırken 3 yıldan 10 yıla kadar olan ceza içinden 8 yılın tercih edildiği, 5237 S. Kanun ile üst sınırın aşağıya çekilmesi sebebiyle kanun koyucunun lehe yaptığı düzenleme de gözetilerek temel cezanın tayinindeki ölçütlerin değişmemesi sebebiyle önceki cezadan daha az bir cezanın takdir ve tayin olunması ve 5252 S. Kanunun 9/3. maddesi uyarınca suç gününde yürürlükte bulunan 765 s. Kanun ile sonradan yürürlüğe giren 5237 S. Kanunun olaya ait hükümleri uygulanıp karşılaştırılarak lehe kanunun tespiti gerektiği gözetilmeden evrak üzerinde yazılı biçimde ceza tayini,
Sonuç: Yasaya aykırı, hükümlü müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 S. Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 S. CMUK.nun 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, 30.04.2009 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy