(2709 S. K. m. 40) (765 S. K. m. 503) (5237 S. K. m. 51, 53, 62) (5252 S. K. m. 9) (5271 S. K. m. 34, 40, 223, 232, 260, 309) (7201 S. K. m. 35) (YCGK. 07.11.2006 T. 2006/6-213 E. 2006/229 K.)
Dava: Dolandırıcılık suçundan sanık M. B.'ın 765 s. Türk Ceza Kanunu'nun 503, 5237 s. Türk Ceza Kanunu'nun 62/1. maddeleri gereğince 10 ay hapis ve 16.666 yeni Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, sanık hakkında 5237 s. Kanun'un 53/1, 2, 3. maddelerinin tatbikine, aynı Kanun'un 51/1. maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine dair Bakırköy 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/06/2008 günlü ve 2004/210 esas, 2008/1505 s. kararın bütün dosya kapsamına göre;
01/06/2005 gününde yürürlüğe giren 5252 s. Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 9/3. maddesi gereğince lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili tüm hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi gerektiği gözetilmeden hapis cezasının 765 s. Türk Ceza Kanunu'na göre belirlenip, takdiri indirimin 5237 s. Kanun'un 62/1. maddesine göre yapılarak, 53. maddeye göre hak yoksunluğuna ve aynı Kanun'un 51/1. maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine karar vererek birlikte uygulanması suretiyle karma uygulama yapılmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 S. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 16.12.2009 tarih ve 2009/14465/71113 s. yasa yararına bozmaya atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 11.01.2010 tarih ve KYB.2000296843 s. ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:
Karar: 5271 s. CMK.nın 309.maddesinde düzenlenen yasa yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir kanun yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın yasa yararına tetkiki olanaksızdır.
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu'nun 07.11.2006 tarih ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar s. içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın Temel hak ve hürriyetlerin korunması başlığı altındaki 40. maddesinin (03.10.2001 günlü 4709 s. Yasanın 16.maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi yasa yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmış, son derece dağınık mevzuat karşısında yasa yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir.
Bu hükme koşut olarak 5571 s. CMK.nın 34. maddesinin 2.fıkrasında, kararlarda, başvurulabilecek yasa yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun'un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise, hüküm fıkrasında, 223 nci maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan yasa maddelerinin, verilen ceza miktarının, yasa yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciinin tereddütte yer vermeyecek biçimde açıkça gösterilmesi gerekir hükümleri öngörülmüştür.
5271 s. CMK.nın 260. maddesinde, yasa yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun'un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir ikinci fıkrasına göre de Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile yasa yoluna başvurma hakkı olanların, yasa yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları sebebiyle kanun yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde kanun yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi sebebiyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabiidir.
Ayrıca 7201 s. Kanunun 35/son maddesindeki ayrık durum hariç olmak üzere, anılan madde uyarınca yapılacak tebligatların geçerli olabilmesi için aynı adreste önceden yasaya uygun bir tebligat yapılmış olması gerekir.
Dosyanın incelenmesinde; sanığın yokluğunda verilen 04.06.2008 tarih ve 2004/210 esas, 2008/505 s. karara karşı başvurulacak kanun yolu ve süresi belirtilmesine karşın, kanun yoluna başvuru yönteminin hüküm fıkrasında gösterilmemesi sebebiyle 5271 s. CMK.nın 232. maddesine aykırı şekilde hüküm kurulduğu ve sanığa yokluğunda verilen gerekçeli kararın, daha önce yasanın gösterdiği usullere göre yapılmış geçerli bir tebligat bulunmaksızın ve gerekli adres araştırması da yapılmadan, 7201 s. Yasanın 35.maddesi uyarınca tebliğ edilerek hükmün usulsüz olarak kesinleştirildiği ve sanığın henüz bu karara karşı başvuru hakkının ortadan kalkmadığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, Bakırköy 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 04.06.2008 tarih ve 2004/210 esas, 2008/505 s. kararı henüz kesinleşmediğinden, 5271 s. CMK.nun 309. maddesi uyarınca yasa yararına bozma isteminin REDDİNE, anılan tebligatın usulüne uygun biçimde tebliği hususunun mahkemesince ifasına, dosyanın Yargıtay cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 22.06.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy