(6762 S. K. m. 309, 336, 341, 342, 556) (6763 S. K. m. 41) (818 S. K. m. 137) (1086 S. K. m. 36, 39, 40)
Dava: Davacı vekili, davalının müvekkili şirketin Genel Müdürü iken, şirketin M.R.A. Firmasıyla adi ortaklık kurduğunu, davalının yetkisi sınırlı olduğu halde şirketi ilzam edecek şekilde aylık tahakkuk ettirerek yarısını şirketten aldığından söz ederek, davalının temsilciler meclisinin kararını almaksızın bu suretle aldığı ücret tutarı 20.841,63 liranın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, zamanaşımı nedeniyle davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece, davacının Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 964/820 esasında kayıtlı davada, bu davadaki müddeabihi mukabil dava olarak istediğini, 15.6.1970 günlü kararla, mukabil davanın şirket namına dava açmak yetkisi münhasıran murakıplara ait bulunması namına dava ehliyeti yönünden reddine karar verildiğinden ve olayda Borçlar Kanununun 137. maddesi hükmünün de uygulama olanağı bulunmadığından bahisle dava zamanaşımı bakımından reddedilmiştir.
Hüküm, davacı vekili tarafından temyiz olunmuştur.
1 - Yukarıdaki açıklamadan da anlaşıldığı gibi, dava, davalının davacı Limited şirketin Genel Müdürü bulunduğu sırada ücret adı altında haksız olarak şirketten aldığı 20.841,63 liranın tahsili isteminden ibarettir. Bu suretle şirketin idaresine memur edilen genel müdürün hukuki sorumluluğu söz konusu olduğundan, TTK. nun 556. maddesi hükmü uyarınca davada anonim şirketler hakkındaki hükümlerin bu hususa ilişkin olanlarının uygulanması gerekir.
O halde, davadaki uyuşmazlığın niteliği bakımından TTK. nun 342, 341, 336 ve 309 maddelerinin uygulanması suretiyle çözüme gidilmesi zorunludur.
TTK. nun 342. maddesi gereğince davalı şirket genel müdürü, şirkete karşı yönetim kurulu üyesinin sorumluluğunu düzenliyen 336. maddesindeki hallerden dolayı sorumludur ve bu sorumluluğu nedeniyle de hakkında 341. maddeye göre şirket genel kurulunun dava açılması hususunda karar vermesi ve murakıpların davayı açması lazım gelir.
Bu davada, şirket genel kurulunun 17.2.1972 günlü toplantısında alınan kararla şirket murakıbı tarafından açılmış olmakla, davanın açılması için gerekli kanuni koşullar yerine getirilmiştir.
2 - Davacı şirket, davalının Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesinde açtığı 1964/820 esas sayılı davaya karşılık davasında, bu davadaki müddeabihi dava konusu etmiş ise de, mahkemenin 15.6.1970 gün ve 964/820 esas, 970/478 karar sayılı hükmü ile karşılık dava, şirket murakıbı tarafından açılmamış olması nedeniyle reddedilmiş ve hüküm Dairemizin 1.6.1971 gün ve 970/4694 esas, 971/4317 karar sayılı ilamı ile onanmış ve karar düzeltme istemi de Dairemizin 27.12.1971 gün ve 971/4352-7641 sayılı ilamiyle reddedilerek kesinleşmiştir.
Bu dava ise, karşılık davanın reddine ilişkin mahkeme hükmünün kesinleştiği 27.12.1971 tarihini izleyen 60 gün içinde 18.2.1972 tarihinde açılmıştır.
Davalının, davacı şirketin zararı öğrendiği 1964 yılını izleyen 5 yıl içinde davanın açılmamış olması nedeniyle zamanaşımı def'ine karşı davacı, zamanaşımı süresinin 10 yıl olduğunu ve bu sürenin dolmasından önce davanın açıldığını, 5 yıllık zamanaşımı süresi kabul edilse dahi Borçlar Kanununun 137. maddesindeki 60 günlük munzam süreden yararlanması gerektiğini bildirmiştir.
Tarafların bu iddia ve savunmaları karşısında, öncelikle çözümlenmesi gereken husus, davanın niteliği yönünden zamanaşımı süresinin ne olduğunun saptanmasıdır.
Davalının sorumluluğunda, TTK. nun 336. maddesine dayanıldığından, bu maddenin yollaması ile ayni kanunun 309. maddesindeki zamanaşımı sürelerinin uygulanması gerekir. Bu maddenin son fıkrası hükmü gereğince de, zamanaşımı süresi, davacının zararı ve sorumlu olan kimseyi öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve herhalde zararı doğuran fiilin vukuu tarihinden itibaren beş yıldır.
Türk Ticaret Kanunun Meriyet Ve Tatbik Şekil Hakkındaki Kanun'un 41. maddesiye Borçlar Kanununun 126. maddesine eklenen 4. numaralı bentle ayni konuda 5 yıllık zamanaşımı süresi getirilmiş ise de, TTK. nun Borçlar Kanununa göre özel kanun niteliğinde bulunması nedeniyle davada TTK. nun 309. maddesinin son fıkrasında yer alan zamanaşımı hükmünün uygulanması gerekir.
Davacı şirket, Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesinde davalının açtığı davaya karşılık davasını 15.12.1964 tarihinde açmış bulunduğu ve zararı ve sorumlusunu öğrendiği 1964 yılı itibariyle TTK. nun 309. maddesindeki iki yıllık süre içinde olduğu cihetle, karşılık dava yönünden zamanaşımı söz konusu olamaz. Ancak, 27.12.1971 tarihinde kesinleşen Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 15.6.1970 günlü karariyle, karşılık dava, şirket murakıpları tarafından açılmamış olması nedeniyle reddedildiğinden, bu davanın açıldığı 18.2.1972 tarihi itibariyle TTK. nun 309. maddesindeki zamanaşımı süresi dolmuştur.
Şu suretle, karşılık davanın reddine dair verilen mahkeme hükmünün kesinleşmesini izleyen 60 gün içinde bu davanın açılmasıyla davacının Borçlar Kanununun 137. maddesindeki munzam süreden yararlanıp yararlanamayacağının saptanması, davadaki zamanaşımı sorununun sonuca ulaştırılması bakımından gereklidir.
Borçlar Kanununun 137. maddesindeki 60 günlük munzam süreden yararlanabilmesi için, önceki davanın tamiri kabil ve şekle müteallik bir noksandan dolayı reddedilmiş ve arada zamanaşımı süresinin de sona ermiş bulunması lazımdır.
O halde, üzerinde durulması gereken husus, önceki davanın tamiri kabil ve şekle müteallik bir noksandan dolayı reddedilmiş olup olmadığı keyfiyetidir. Başka bir deyimle Limited şirket Genel Müdürü aleyhinde karşılık dava olarak açılan davanın şirket murakıplarınca açılmamış olması nedeniyle reddolunmasının, davanın tamiri kabil ve şekle müteallik bir noksandan dolayı reddedilmiş sayılıp sayılmayacağı hususudur.
HUMK. nun 39. maddesi, ehliyeti haiz olan hükmi şahısların, kanuni uzuvları vasıtasiyle ve icap eden mezuniyeti istihsal ile hareket edecekleri, aksi halde hakimin tayin edeceği müddet zarfında şeraitin ikmali için mahkemeyi talike mecbur olduğu gibi davanın her halinde taraflardan her birinin de bunu talep edebilecekleri ve ancak müstacel işlerde hakimin davanın muvakkaten devamına karar verebileceği ve 40. maddesi de, hakimin tayin ettiği müddet zarfından şeraiti lazime ikmal olunmazsa, yapılan muamelenin hükümsüz addolunacağı hükümlerini içermektedir.
Bu hükümler karşısında Limited şirketin murakıplarınca davanın açılmamış olması ve davanın açılması için şirket genel kurulunca karar verilmemiş bulunması halinde bu noksanların ikmali için hakimin uygun bir süre vermesi ve ancak bu süre zarfında noksanlar tamalanmazsa yapılan işlemin hükümsüz sayılması ve o suretle davanın reddine karar verilmesi iktiza eder.
Bu suretle HUMK. nun 36 ve 40 maddelerindeki hükümlerle şirket murakıplarınca davanın açılmamış olması keyfiyeti Borçlar Kanununun 137. maddesindeki tamiri kabil ve şekle ait bir noksan olarak kabul edilmiş bulunmaktadır. Yagıtay'ın kökleşmiş içtihatları da bu yöndedir ve bu hususun aktif dava husumetine ehliyet olarak dava şartlarından bulunması da sonucu etkilemez.
O halde, bu dava 18.2.1972 tarihinde şirket murakıbı tarafından açıldığına ve Ankara Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin karşılık davanın şirket murakıplarınca açılmamış olması nedeniyle reddine dair hükmünün 27.12.1971 tarihinde kesinleşmiş bulunduğuna göre davacının Borçlar Kanununun 137. maddelerindeki 60 günlük munzam süreden yararlanacağının kabulü ile davaya bakılarak sonucu çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilerek mahkemece davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş ve davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde bulunmuştur.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy