(818 S. K. m. 41, 42, 43, 44)
Dava: Davacı vekili, davalılara ait tanker aracının tam kusurlu olarak müvekkiline ait kamyon aracına çarpması sonucu oluşan hasar, kazanç ve değer kaybından dolayı fazlaya dair hakkını saklı tutarak 400.000 liranın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, kusur ve teminat miktarını kabul etmeyerek davanın reddini istemiş ve sonradan Necla ve Muharrem tarafından açılan ve bu dava ile birleştirilen davada ise, aynı kaza nedeniyle müvekkiline ait araçta oluşan hasardan dolayı fazlaya dair hakkını saklı tutarak 521.656 liranın davacıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, toplanılan delillere, kusur ve tazminat bakımından alınan bilirkişi raporlarına dayanılarak kusur oranlarına göre gerekli indirimler yapılarak ve davacı talebi de nazara alınarak davacının davasının aynen kabulüne, davalılar Necla ve Muharrem tarafından açılan karşı davada ise 255.676 liranın davacıdan tahsiline, fazla talebin ise reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı ve karşı davacılar Necla ve Muharrem ile davalı Nuri vekili temyiz etmiştir.
Sonuç: Davacının açtığı davada 400 bin lira tazminatın hüküm altına alınması talep ve dava edilmiş olmasına nazaran, mahkemece bu miktar üzerinden kusur oranına göre indirim yapılıp bakiyeye hükmetmek gerekirken talebi aşacak şekilde bilirkişilerin tespit ettiği 677.173 lira üzerinden indirim yapılması doğru görülmemiş ve hükmün BOZULMASI gerekmiştir.
KARŞI OY YAZISI
Türk Usul Hukuku kısmi dava açılmasına olanak vermektedir. (HUMK mad. 4. 417/3) (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 1979, Cilt 1, Sh. 966 ve devamı. Ord. Prof. Sabri Şakir Ansay Hukuk Yargılama Usulleri. 1950 sh. 70). Bir alacaktan dolayı alacağın tamamı hakkında dava açmak olanağı bulunmasına rağmen alacağın bir bölümü için açılan dava kısmi davayı oluşturur. Ancak dava dilekçesinde alacağın bir bölümünün dava edildiği belirtilmelidir, aksi halde dava kısmi dava olmaktan çıkarak tam dava halini alır. (Baki Kuru, age, Sh. 967). Davacının, dava dilekçesinde (fazlaya ait hakkını saklı tuttuğunu) veya (şimdilik alacağının şu kadar lirasının tahsilini istediğini) bildirmesi, davanın kısmi bir dava olarak kabulüne yeterlidir. (Baki Kuru, age, Sh.968).
Türk uygulamasında ve özellikle trafik kazası veya taşıma sözleşmelerinden doğan tazminat davalarında, kusur oranının ve tazminat miktarının davanın başında tam olarak belirlenmesi imkânsızlığı ve dava sırasında kusur oranının değişmesi ihtimali karşısında genelde bu şekilde kısmi davalar açılmaktadır. Alacaklı, davayı kazanacağından emin değilse veya alacağının (tazminatın) miktarında duraksama içindeyse kısmi dava açmak suretiyle daha az yargılama gideri ile davasında haklı olup olmadığını öğrenir, kısmi davayı kazanırsa alacağın kalan kısmı için ikinci bir dava açabilir, davacının bu şekilde kısmi dava açmasında korunmaya değer bir hukuki yararının varlığı kabul edilmektedir. (Baki Kuru, age, Sh. 969, 970).
Kısmi davada davanın reddedilmesi halinde alacağın tümü, kısmi davanın bir bölümünün kabulü halinde ise alacağın gerek kısmi davada reddedilen bölümü, gerekse saklı tutulan bölümü hakkında kesin hüküm oluşur. Kısmi davanın kabulü halinde ise, bu karar geriye kalan alacak bakımından (ikinci dava için) bir kesin hüküm oluşturmaz. (Baki Kuru, age. Sh. 982-985). Bununla beraber, her eda davasında olduğu gibi, kısmi davanın da bir tespit bölümü vardır, karar taraflar arasındaki hukuki ilişkiyi de tespit eder. Kısmi davaya ilişkin mahkeme kararının işbu tespit bölümü sonradan açılan dava için kesin delil teşkil eder. (HUMK mad.295/1). (Baki Kuru, age, Sh. 985, dip not 284, 986, 987) ve mahkeme kısmi davanın bu tespit bölümü ile bağlıdır. Haksız fiilden dolayı açılan bir kısmi tazminat davasının tamamen kabulüne ilişkin mahkeme kararının davalının haksız fiili işlediği, kusurlu olduğu ve bu nedenle davacıya tazminat ödemekle sorumlu bulunduğuna ilişkin tespit bölümü, ilk (kısmi) davada saklı tutulan tazminat alacağı kesimi için açılan ek davada kesin delil teşkil eder. Yani davalı, ek davada haksız fiili işlemediğini, bunda kusurlu olmadığını ve , tazminat ödemekle sorumlu bulunmadığını ileri süremez ve mahkeme böyle bir iddiayı yeniden inceleme konusu yapamaz. (Baki Kuru, age, Sh. 987).
Kısmi davada, yukarıda açıklandığı üzere, davacı alacağının bir bölümünün ödetilmesine karar verilmesini ister. Örneğin 100.000 liralık alacağının 10.000 liralık bölümünün ödetilmesi isteğinde olduğu gibi. Ancak bir şey kesindir; o da davacı bu 10.000 liranın tahsilini istemektedir. Bunun için de yargıç herşeyden önce, davacının bir alacağı olup olmadığını, ve varsa miktarının tespitine yönelecektir. Kısmi davada yargıç istenen tutardan fazla bir alacak olduğunu saptadıktan sonra ancak kısmi dava tutarına hükmedecektir. (HUMK mad. 74). Olayımızda da davacı, trafik kazasından dolayı aracında meydana gelen hasar, kar kaybı ve kıymet düşüklüğü nedeniyle zararının 800.000 liradan fazla olduğunu, ancak şimdilik 400.000 lirasının tahsilini istediğini bildirmiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş gerçekten böyle bir trafik kazasına taraf araçlarının neden olup olmadığını, tarafların kusur oranlarını, davacı aracındaki hasarın, değer kaybının ve varsa davacının kâr kaybının tutarını ve kusur oranlarına göre davacının ne miktar tazminata hak kazandığını tespit etmek, bu tespite göre, davacı alacağının 400.000 liradan fazla olduğu anlaşılması halinde de işbu 400.000 liraya hükmetmekten ibarettir. Mahkeme de böyle yapmış, davacının 677.173 lira zarara uğradığını, % 40 kusurlu olduğunu, bu kusur oranına göre tazminat alacağı tutarının
406.303.80 lira olduğunu tespit etmiş, ancak davacının kısmi dava açarak 400.000 lira istemiş olması karşısında ve HUMK'nun 74. maddesi gereğince talepten fazlaya karar verilemeyeceğinden 400.000 liraya hükmetmiştir. O halde kısmi dava ilkelerine uygun olan hükmün onanması gerekirdi.
Çoğunluk ise, davanın kısmi dava niteliği üzerinde durmadan ve sanki davacı tüm alacağının 400.000 lira olduğunu bildirmiş gibi 400.000 lira üzerinden kusur oranına göre indirim yapılması gerektiği görüşüne varmıştır. Müzakereler sırasında, çoğunluğun oluşan bu görüşünün dayanağını, harcı verilmeden davadan istenen miktardan fazla bir alacağın tespitinin olanaksız oluşu teşkil etmektedir. Bu görüşe katılamıyoruz. Davacı 400.000 liralık davasının harcını vermiş ve 400.000 liraya hüküm almıştır. Tespit edilen fazla alacağı için bir ek dava açarsa bunun da harcını vereceği cihetle bir harç kaybı söz konusu değildir. Kaldı ki kısmi davada olayda olduğu gibi, davacının istediğinden daha fazla zarar tespit eden bilirkişi raporu, fazlası için ikinci davada mahkemeyi bağlamaz. Mahkeme ikinci davada yeniden bilirkişi incelemesi yaptırabilir, veya bu raporu hükmü dayanak olacak nitelikte bulursa onunla da yetinebilir. (Baki Kuru, age, Sh. 988, 989).
Diğer yandan çoğunluğun bu görüşü, kanun koyucunun tanımış olduğu kısmi davadan beklenen sonucun elde edilmesini engelleyecek nitelikte olup davacının bir bölüm alacağının bir daha dava edilemez şekilde reddi neticesini doğuracaktır. Şöyle ki, çoğunluk görüşüne göre, davacı da olayda % 40 kusurlu olduğuna göre, 400.000 liralık kısmi davadan bu kusur oranı karşılığı olan 160.000 liralık bölümün reddi gerekmektedir. İşbu 400.000 liralık kısmi davanın 160.000 liralık bölümünün reddi halinde, kabul ve reddedilen bölümleri bakımından karar kesin hüküm niteliğini alacağından, davacı ek davasında dahi bu 160.000 liralık alacağı dava edemeyecektir. Hatta Prof. Baki Kuru'nun görüşüne göre bu durumda ek dava dahi açılamayacaktır. Çünkü kısmi davanın kısmen kabulü reddedilen bölüm ve kısmi dava dışında saklı tutulan bölüm için kesin hüküm teşkil edecektir. (Baki Kuru, age, Sh. 984).
Çoğunluk görüşünün kabulünün diğer bir mahzurlu yanı, kanaatimize göre kesin hükmün varlığı nedeniyle reddedilen bölüm için bir ek dava açılamaz ise de açılabileceği kabul edilecek olsa dahi, açılacak ek davada zamanaşımı def'i ile karşılaşılmak ihtimali ve bu suretle bir hakkın ziyanına sebebiyet verilmesidir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının kusur oranı düşüldükten sonra saptanan tazminat tutarı kısmi dava konusu istekten fazla olduğu takdirde kısmi dava konusu tazminatın tamamına hükmetmek ve bu sebeple hükmün onanması gerektiği kanaatiyle çoğunluğun görüşüne karşıyız. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy