(6762 S. K. m. 69)
Dava: Hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 31.1.1989 gününde davacı avukatı M.K.A. gelip davalı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı avukat dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonraya bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalıya üreticilerden aldığı pamukları muhtelif zamanlarda getirip sattığını ve teslim ettiğini, 1986 yılı içerisinde ilk önce verdiği ( 80 ) ton pamuğun bedelinin davalı yanca senetle ödendiğini, daha sonra müteaddit defalar irsaliye ile teslim edilen ( 164 ) ton pamuğun faturası davalıya verilmesine rağmen bedelinin ödenmediğini iddia ederek ( 164 ) ton pamuğun aynen, bu mümkün olmazsa infazdaki bedeli ve yasal faiziyle birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin davacıdan aldığı pamuk bedelini nakden ve çekler ile ve verilen senetlerle peşin olarak ödediğini, müvekkilinin davacıya borçlu bulunmadığını, 1986 yılı hesapları incelendiğinde müvekkilinin davacıdan alacaklı olduğunun anlaşılacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, davalının ibraz ettiği ödemeye ilişkin belgelere, bilirkişi raporuna ve davacı vekilinin davalıya yemin teklif etmeyecekleri beyanına nazaran davacının davalıdan alacaklı olduğunu kanıtlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Davalı savunmasında, davacıdan aldığı pamuk bedellerini nakden ve çek ve bonolarla ödediğini, savunduğuna ve taraflar arasında veresiye satış olduğunun belirlenmiş olmasına göre, malı aldığını bildiren davalının mal bedelini ödediğine ilikşin savunmasını ispat etmesi gerekmektedir ve bu yönden ispat külfeti davalıdadır.
Mahkemece, bilirkişi raporuna göre davalının borcu olmadığı sonucuna varılmış ise de bilirkişi böyle bir kanaat izhar etmemiş, raporunu bir sonuca bağlamamıştır. Kaldı ki, bilirkişi raporu içeriğine göre davalı defterlerinde 3.003.030 liralık fatura dışındaki diğer üç fatura bedeli 49.217.300 lira mal bedelinin yazılı olduğu, peşin ödenmiş gösterilmesine rağmen müstenidatının bulunmadığı, dosyadaki davalının ibraz ettiği ödeme belgelerine göre davalının aldığı mal karşılığı 41.577.500 liranın ödendiğinin belirlendiği bildirilmiştir. Her iki tarafın defterlerinin kapanış tasdiklerinin bulunmadığı ve kanuna uygun tutulmadığı anlaşılmış olup, bu nedenle tarafların defterleri TTK.nun 69/son maddesi uyarınca kendi lehlerine delil olamaz ise de aleyhlerine delil olabilir. Bilirkişi raporuna ve dosyaya ibraz olunan irsaliyelere göre 1986 yılında davacının davalıya 175.825 kg. mal teslim ettiği sabittir. Davalı bu miktar malı aldığını kabul ederek bedellerini ödediğini savunduğuna göre, dava konusu 64.000 kg. mal bedelinin ödendiğinin davalı yanca ispat edilmesi gerekmektedir. Bu durumda mahkemece alınan bilirkişi raporuna her iki taraf da itiraz etmiş olduklarından tarafların itirazları da incelenmek suretiyle dava konusu alım satım nedeniyle davalının bir borcu kalıp kalmadığı, kalmışsa miktarını kesin şekilde saptayacak şekilde bilirkişiden ek rapor alınarak şayet davalının bir borcunun kaldığı saptanırsa, belirlenen borçla ilgili olarak davalının davacıya yemin teklifine hakkı bulunduğu da hatırlatılarak sonucuna göre hüküm tesisi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davacı yararına bozulması icabetmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 2.2.1989 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy