(6762 S. K. m. 762, 767)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı, (Ankara Asliye İkinci Ticaret Mahkemesi)nce verilen 14.7.1993 tarih ve 259-627 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili; müvekkilinin davalı TCDD.'ye ait trende yolculuk yaparken yaralanıp % 37 oranında malul kaldığının anlaşıldığını, maluliyet derecesininde sürekli artış kaydettiğini, fazlaya dair hakları saklı kalmak üzere, sürekli iş görmezlik oranının yeniden tespiti ile (3.000.000) lira tazminatın reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili; olay 5.1.1979 tarihinde meydana geldiğinden TTK.nun 767. ve BK.nun 60. maddesi gereğince zamanaşımı yönünden davanın reddine, kesinleşen ilamlarla davacının % 37 olarak maluliyet oranının tespit edildiğini, 87/650 E. sayılı dosyada fazlaya dair talep bulunmadığını, daha önceki faiz talebinin % 30 olduğunu, reeskont faiz talep edilemeyeceğini haksız ve yersiz açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, kesinleşen ilamlar, Adli Tıp raporu ve tüm dosya kapsamından 1987/650-89/320 sayılı dosyada davacının maluliyet oranının % 37 olduğu, tüm raporların Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek yeniden alınan raporda maluliyet oranının % 43.2'ye yükseldiği, tazminat hesabı yönünden yapılan bilirkişi incelemesinde % 6.2 oranındaki maluliyet artışından doğan miktarın (52.214.033) lira olduğu anlaşıldığından, fazlaya dair haklar saklı tutularak açılan davada (3.000.000) liranın dava tarihinden itibaren % 48 reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Davacı tarafından açılan önceki davada, davacının uğradığı kaza sonucu % 37 oranında maluliyetinin kesinleştiği saptanarak dava bu maluliyet oranına göre sonuçlandırılmıştır. Oysa, davacı açtığı bu yeni dava ile maluliyet oranında değişiklik yükselme olduğunu bildirmiştir. Nitekim, mahkemece Adli Tıp Kurumu'ndan alınan 25.11.1992 tarihli kurulu raporunda davacının ayak bileğindeki deformasyonun, önceki rapora dayanarak yapılan nervus fibularis paralizöve bağlı olmadığı bu nedenle bu hususun ayrıca mütalaası gerektiği ve buna bağlı maluliyet oranının ise % 7,5 olduğu saptanmış bulunmaktadır.
Yukarıda da değinildiği gibi, davacının maluliyet oranındaki artışın önceki olaya bağlı ve fakat 25.11.1992 tarihli raporla ortaya çıktığı anlaşılmasına göre, bu ek maluliyet artışından doğan zararın da bu tarihte öğrenildiğinin ve buna bağlı tazminat davası zamanaşımının da bu tarihten itibaren başlatılması gerekir. Nitekim, doktrinde de zarar görenin sağlık durumunun, daha sonra kötüleşmesi halinde bundan doğan zararın bağımsız olarak ele alınacağı ve bu yeni zarar için yeni birzamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağı kabul edilmektedir. (Bkz. Prof. Dr. F. Eren. Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Cilt: 2, Sh. 433 ve orada atıfta bulunulan yerli ve yabancı yazarlar).
O halde, yukarıda açıklamalara göre davalı vekilinin zamanaşımına yönelik temyiz itirazları varit olmadığı gibi dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetlik bulunmamasına göre davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde değildir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı davalı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün (ONANMASINA), 30.000 lira temyiz ilam harcından peşin harcın mahsubu ile temyiz edenden alınmasına, 21.2.1994 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy