(6762 S. K. m. 299, 381, 388) (HGK. 25.02.1987 T. 1986/11-211 E. 1987/120 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı, (İstanbul Asliye İkinci Ticaret Mahkemesi)'nce verilen 20.12.1994 tarih ve 6103-1706 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla; dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili; davalı şirketin 16.3.1966 yılında 25 yıl süreli olarak kurulduğunu, şirket genel kurulunun 6.9.1989 tarihli kararı ile şirket süresinin sınırsız hale getirildiğini, bu genel kurul kararı aleyhine İzmir Asliye Üçüncü Ticaret Mahkemesi'nde açılan davanın sonunda genel kurul kararının iptal edildiğini, buna rağmen 24.1.1994 tarihli genel kurulda şirket süresinin 40 yıla çıkarıldığını, münfesih bir şirketin genel kurulunun toplanamayacağını ve uzatma kararı olamayacağını ileri sürerek, 24.1.1994 günlü olağanüstü genel kurul toplantısında alınan kararın iptali ile 25 yıl olan şirket süresinin 16.3.1991 tarihinde sona ermiş olduğundan davalı şirketin münfesih olduğunun tespitini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili savunmasında; şirket hisselerinin hamiline olduğunu, davacıların hissedar olduklarını ve hisse miktarının 10'unun kanıtlanması amacıyla hisse senetlerinin kasaya bloke edilmesi gerektiğini, bu dava koşulunun yerine getirilmediğinden aktif husumet ehliyeti bulunmadığını, ayrıca süre uzatma yönündeki genel kurul kararının TTK. hükümlerine uygun olduğunu ileri sürerek, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; toplanan kanıtlar ve ticaret sicil dosyası ile İzmir Asliye Üçüncü Ticaret Mahkemesi'nin 1994/72 E., 1994/266 K. sayılı kararına göre; davalı şirket süresi 16.3.1991 tarihinde dolmuş olmasına rağmen fiilen ticari faaliyetini sürdürmekte olup öğreti ve Yargıtay inançlarında baskın görüşe göre, şirketin münfesih sayılamayacağı, nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.2.1987 tarihli kararında aynı görüşte olduğu, dolayısıyla 24.1.1994 tarihli genel kurul kararı yasaya, iyiniyet kurallarına uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, süresi içinde temyiz edilmediği gerekçesiyle kesinleştirilmiş olup davacı vekili eski hale getirme ve temyiz isteminde bulunmuştur.
1- Davacı vekili 4.4.1995 günlü dilekçe ile; eski hale getirme isteminde bulunarak, Amerikan Hastanesi'nden aldığı 11.2.1995 günlü ve 2 ay ev istirahatine ilişkin raporunu dilekçesine eklemiştir. Davacının eski hale gelme talebine ilişkin dilekçesini HUMK.nun 168. maddesinde öngörülen sürede vermiş olmasına, hastane tarafından verilmiş raporun mahiyetine göre HUMK. nun 167, 168 ve 170. maddeleri uyarınca eski hale getirme isteminin kabulüne karar verilerek temyiz istemlerinin incelenmesine geçildi.
2- Davacı dava dilekçesinde, şirket süresini 40 yıla çıkaran 24.1.1990 günlü olağanüstü genel kurul kararının iptalini dava etmiştir.
İptali istenen genel kurul kararı şirket süresinin uzatılmasına ilişkin olup, anasözleşmenin değiştirilmesini intaç eden bir karardır.
Dairemizin, 24.9.1993 gün ve 1992/5419-1993/5826 sayılı ilamında da değinildiği gibi, bir genel kurul kararından sözedilebilmesi için öncelikle pay sahiplerinin anasözleşmenin veya yasaların öngördüğü biçimde toplanmış ve karar almış olmaları gerekir. Eğer anasözleşmede öngörülen sayıda toplanılmamış ve karar alınmamışsa, alınan karar hukuken geçerli bir karar olarak kabul edilemez. Diğer bir anlatımla; böyle bir karar yoklukla malüldür. Batıl olmuş, sakatlanmış bir kararın iptali davası TTK.nun 299 ve 381. maddelerindeki sürelere tabi olmadığı gibi, hakimin bu hususu nazara alması, tarafların ileri sürmüş olma ve davaya dayanak yapılması koşuluna da bağlı değildir.
Davalı anonim şirketin 16.3.1966 günlü Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlanan anasözleşmenin 19. maddesine göre, umumi heyet toplantıları ve bu toplantılardaki nisap TTK. hükümlerine tabi tutulmuştur. Bu hükme göre şirket süresinin uzatılması yolundaki karar anasözleşme değişikliğine ilişkin olması sebebiyle TTK.nun 388. maddesi hükümlerinde öngörülen nisap ve ekseriyetle alınmış olması gerekir. TTK.nun 388/4. maddesine göre; şirket genel kurulunun şirket sermayesinin en az 3/4'ne malik olan pay sahiplerinin katılımıyla toplanması gerekir. Bu olmadığı takdirde, 388/4. maddede öngörülen sürelerde ilanlardan sonra, şirket sermayesinin en az yarısına malik olan pay sahiplerinin katılımı ile toplantı yapılabilir. TTK.nun 388. maddesi 16.6.1995 tarihli kanunla toplantı ve karar nisapları değiştirilmişse de Dairemizin 1992/5419-1993/5826 sayılı ilamında da değinildiği gibi, anasözleşmeler yasa ile değiştirilemezler, ancak anasözleşmede belirlenen koşullarla ortaklık genel kurullarında alınan kararla değiştirilebilir.
Davalı şirket anasözleşmesinin 19. maddesinde, o tarihte daha ağır olan TTK. 388'deki nisapları benimsediğine göre, bu nisapları yasada sonradan yapılan değişiklik doğrudan doğruya değiştiremez, buna ortaklar genel kurulu, anasözleşmede öngörülen nisapla karar vermesi gerekir.
Değinilen bu durum karşısında, davalı şirket anasözleşmesine uygun bir karar olup olmadığı konusunda mahkeme yeterli bir araştırma yapmamıştır. Mahkemece, şirketin anasözleşmesi ve dava konusu edilen genel kurul kararına ilişkin tutanakları ve hazırun cetvelinin celbedilerek öncelikle ortada yasa ve anasözleşmeye uygun bir ekseriyetle yapılmış bir genel kurul ve alınmış bir karar olup olmadığı saptandıktan sonra, ancak bu kararın iyiniyet kurallarına aykırı olup olmadığı tartışılabilir. Bu sebeplerle eksik soruşturmaya dayanan mahkeme kararının bozulması gerekmiştir.
3- (2) nolu bentde açıklanan bozma nedenine göre davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (2) nolu bentde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (BOZULMASINA), bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.10.1995 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy