(6762 S. K. m. 8) (818 S. K. m. 104/3) (1086 S. K. m. 275)
Dava ve Karar: Taraflar arasındaki davadan dolayı Antalya Asliye 4. Hukuk Mahkemesince verilen 16.10.1995 tarih ve 3-754 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi Kararı:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankadan aldığı kredi borcunun tahsili sırasında faize faiz yürütüldüğünü ileri sürerek, 25.000.000 TL. nın ödeme tarihinden itibaren müvekkiline tahsilde uygulanan oranda faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalının sözleşme şartlarına uymadığını, vadesinde ödenmeyen borca uygulanan faizin kapitalize edildiğini ve yasaya herhangi bir aykırılık olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece toplanan deliller ve yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucuna göre, hesaba mürekkep faiz yürütülemeyeceği gerekçesiyle ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne, 10,748.200 TL. nın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki çekişme, kredi borcuna uygulanması gereken gecikme faizinin hesaplanması yönteminden kaynaklanmaktadır. Davacı faize faiz yürütüldüğünü ileri sürmüş ve mahkemece mürekkep faiz uygulanamayacağı benimsenerek hüküm kurulmuştur.
Faize faiz yürütülmesi kural olarak yasaktır. (BK.nun 104/3) Ancak, bu kuralın istisnaları Türk Ticaret Kanununun 8. maddesinde açıklanmış, aynı maddenin son fıkrasında ise bankalar hakkındaki özel hükümler saklı tutulmuştur.
Uyuşmazlığa konu alacak Borçlar Kanunu hükümlerinden değil, kredi sözleşmesine dayalı olarak bankacılık işlemlerinden doğduğuna göre, Mahkemece TTK. nun 8. maddesi ile kredi sözleşmesinin 5/4.madde ve bendi uyarınca, hesabın katı tarihine kadar olan dönemlerde tahakkuk edecek faizin ana parayla birleştirilerek kapitalize edilmesi ve tekrar faiz yürütülmesinin mümkün olduğu hesabın kesilmesinden sonra ise artık bankacılık işlemleri sona erdiğinden bu tarihten sonra uygulanacak faizin temerrüt faizi niteliği taşıyacağı ve bu faize yeniden faiz yürütülemeyeceği hususları gözönünde bulundurularak, davacının takip tarihi itibariyle borçlu olduğu miktarın bilirkişi aracılığıyla tespit ettirilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, hükmün davalı yararına BOZULMASINA, oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy