(3095 S. K. m. 2) (6762 S. K. m. 67, 1299)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 12.12.1996 tarih ve ll8-609 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait ve davalı şirkete sigortalı aracın karıştığı trafik kazasında üçüncü şahıs aracında meydana gelen hasar bedelinin müvekkili tarafından ödendiğini, ancak davalının bu parayı karşılamadığı gibi aleyhine başlatılan takibe de haksız yere itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptalini ve inkar tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, İstanbul icra dairesi ve mahkemelerinin yetkili olduğunu, reeskont faiz istenemeyeceğini ve genel şartlara göre başvuruda bulunulmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere göre, alacağın muaccel olması için ihtar gerektiği, bu sebeple takip tarihinden itibaren faiz istenebileceği, reeskont oranında gecikme faizi istenemeyeceği ve asıl alacağın dava açıldıktan sonra 29.5.1996 günü ödendiği gerekçesiyle, ana alacak hakkında karar ittihazına yer olmadığına, 8.125.000 TL ile sınırlı faiz isteminin reddine, takip tarihinden itibaren ödeme tarihine kadar %30 oranında faiz yürütülmesine ve 10.000.000 TL inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- TTK.nun 1299. maddesi uyarınca sigorta bedelini ödeme borcu, rizikonun gerçekleştiğinin sigortacıya ihbarı ile muaccel olur. Davalının davacıya gönderdiği 6.10.1995 tarihli yazıdan hasar ihbarının bu tarihten önce yapıldığı, noterlikçe düzenlenen 26.9.1995 tarihli temliknameden ise davacının dava dışı zarar görene 25.000.000 TL ödeme yaptığı anlaşılmaktadır. Bu durumda 6.10.1995 tarihinden itibaren gecikme faizine hükmedilmesi gerekirken alacağa takip tarihinden itibaren faiz yürütülmesi doğru olmamıştır.
2- Öte yandan, davacı ile sigortacısı arasındaki dava, Türk Ticaret Kanununda düzenlenen sigorta hükümlerinden kaynaklandığına ve aradaki sözleşme ilişkisi nedeniyle mutlak ticari dava niteliğini taşıdığına göre, 3095 sayılı Yasanın 2/3 maddesi uyarınca takipteki alacağa istek gibi reeskont oranında gecikme faizi yürütülmesi gerekirken, %30 oranı üzerinden faiz alacağının hesabına karar verilmesi de doğru değildir.
3- Kabule göre de, karar ittihazına yer olmadığına karar verilen bölüm yönünden davadaki haklılık durumuna, istekler hakkında kabul ve red kararları verilen bölümler yönünden ise kabul ve red oranlarına göre masrafların bölüştürülmesi ve aynı esaslar dahilinde taraflar yararına vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, haksız itirazda bulunulduğu hükümde de yer aldığı halde açıklanan hususlar gözetilmeksizin davacı masraflarının üzerinde bırakılması, dayanağı gösterilmeksizin davalı yararına vekalet ücreti takdiri ve davacı yararına avukatlık ücreti takdirinden kaçınılması da yanlış olduğundan kararın bu nedenle dahi davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1), (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına bozulmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.04.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy