(1086 S. K. m. 409, 185)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul Asliye 8.Ticaret Mahkemesince verilen 24.10.1996 tarih ve 1578-1047 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı ve mukabil davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen gününde davacı avukatı Gökben Erdem ile davalı şirket temsilcisi Selçuk P. ve avukatı Serap Bölükbaşı gelip temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonraya bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, ABD'oe mukim müvekkili şirketçe sahip olunan "esnek paketleri/ambalajları bir teşhir şeridine çıkartılabilir tarzda tespit etmeye yönelik otomasyonla metod ve düzenek " patentin Türkiye Patent Dairesi Başkanlığınca 16.9.1994 tarihinde tescil edildiğini, davalının müvekkiline ait tescilli patente ilişkin usulü kende ürünlerinde kullanarak satışa sunmak suretiyle tecavüzde bulunduğunu ileri sürerek, davalı eyleminin haksız tecavüz oluşturduğunun tespitini ve önlenmesini, bu şekilde üretilen veya ithal edilen ürünlerin ve üretimde kullanılan araçların imhasını ve hükmün ilanını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, patent tescilinin davacı adına yapılmadığından davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, 551 S.KHK'nin yürürlük tarihinde davacı adına yapılmış tescil bulunmadığını, sadece tescil başvurusunun sözkonusu olduğunu, anılan kararnamenin geçici 1.maddesi uyarınca uygulanması gereken 23.3.1879 tarihli İhtira Beratı Kanununa göre de tescil başvurusunun, başvuru sahibine tekel hakkı vermeyeceğini, davacının patent başvurusuna konu buşuşun gerek Türkiye, gerekse ABD'deki başvurudan önce Türkiye'deki tesislerinde kullanıma sokmasından dolayı başkalarınca farklı bir usulde aynı sonucun sağlanmasına engel oluşturmadığını, sözkonusu durumun ise cips veya çerezleri içeren ambalajların marketlerde sergilenmek ve tüketici tarafından elle sökülüp çıkartılmak üzere yukarıdan aşağıya doğru düz olarak inecek ve alt alta olaak şekilde bir şeride raptedilmesinden ibaret olduğunu savunarak davanın reddini istemiş, karşı dava olarakda haksız rekabetin mevcut olmadığının ve dava konusu buluşlar arasında patent hukuku anlamında benzerlek bulunmadığının tespitini, davacının 14.11.1995 tarihli ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Mahkemece, mübrez belgelere ve bilirkişi raporlarına dayanılarak, davacının geliştirdiği ambalajlı ürünleri otomasyonla makinalara yerleştirme ve teşhir yöntemi konusunda patent başvurusu yapmasının, bu düzeneğin bir buluş olarak nitelendirilmek suretiyle başkalarının benzer işlev gören düzeneklerine engel oluşturucu biçimde davacıya tekel hakkı bahşetmeyeceği, tescilli bir markaya dayanmayan bir tekniğin buluş olarak ta kabul edilemeyeceği gerekçesiyle asıl davanın reddine, karşı davanın kabulüyle karşı davacının eyleminin haksız rekabet oluşturmadığının tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davacı (karşı davalı) vekili temyiz etmiştir.
1-Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve davacı adına ABD'de tescilli patent, dava tarihi itibari ile henüz Türkiye'de tescil edilmemiş olmasına rağmen, bu patent ABD'deki merciler nezdinde iptal istemine konu edilmemiş ve dolayısıyla iptal edilmemiş bulunmakla patente konu olan esnek paket ve ambalajların bir teşhir şeridine çıkartılabilir biçimde rapdetmeye yönelik otomasyonlu yöntem ve düzenek bir teknik buluş olduğu halde, gerekçeli kararda anılan bu tekniğin buluş olarak kabul edilemeyeceği yönünde serdedilen görüş isabetsiz ise de, ikinci bilirkişi kurulunca verilen 29.8.1996 tarihli ek raporda ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, davalıya ait üretimin yarı otomatik ve kısmen de tamamen mekanik sistemle oluşturulmasına nazaran, davacının otomatik üretim tekniğine tecavüz oluşturmadığının anlaşılmasına göre, davacı (karşı davalı) vekilinin aşağıdaki bent dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddiyle sonucu itibariyle yerinde görülen asıl dava ile ilgili verilen karar onanması gerekmiştir.
2-Ancak, davalı ve karşı davacı vekilince 27.3.1996 tarihli dilekçeyle karşı dava atiye terk edildiği ve 5.6.1996 tarihli dilekçesiyle de bu yöndeki irade yinelendiği halde, HUMK.nun 409/5 md. hükmü uyarınca karşı davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, kabulü yolunda hüküm kurulması doğru olmamış, bu yöne ilişen davacı (ve karşı davalı) vekilinin temyiz itirazının kabulü ile kararın bu bakımdan bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davacı (k.davalı) vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle hükmün davacı (karşı davalı) yararına BOZULMASINA, 20.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davalılar (karşı davacı) alınarak davacıya (karşı davalı) verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 8.7.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy