(4721 S. K. m. 2)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Samsun Asliye 1. Hukuk Mahkemesi'nce verilen 4.11.1996 tarih ve 351-664 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için tayin edilen 17.6.1997 tarihinde davacı asil P. N. gelip, davalı avukatı tebligata rağmen gelmedi, ancak 16.6.1997 tarihli bir telgraf gönderdiği, mazereti nedeniyle duruşmaya katılamayacağını, bu duruşma gününün ileri bir tarihe alınmasını istemiş, istem yerinde görülmeyerek reddedilmiş olmakla, temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan davacı asil P. N. dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonraya bırakılmıştı. Bu kere dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin 12.10.1993 tarihli sözleşme ile dövize endeksli yuva kredisini TL olarak aldığını, geri ödemelerin döviz cinsinden yapıldığını, ancak sonradan baş gösteren ekonomik kriz sonucu döviz cinsinden ödemenin imkansız hale geldiğini ileri sürerek, hakimin sözleşmeye müdahalesiyle yeni koşullara uyarlanmasını, kredinin TL olarak alınması nedeniyle sözleşmenin imzalandığı tarihteki döviz kuru üzerinden borcun TL'ye çevrilmesini ve basit faiz uygulanmasını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözleşmeye bağlılığın esas olduğunu edimler arasında fahiş bir dengesizlik oluşmadığını, döviz kurlarındaki yüksek oranlı artışlar üzerinde müvekkili bankaca yeni ödeme planı seçenekleri hazırlanarak müşterilere sunulduğunu, uyarlama koşullarının mevcut olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekilinin temyizi üzerine Dairemizin 15.4.1996 tarih ve 1996/1877-2724 sayılı ilamı ile bozulmuş, mahkemece bozma ilamına uyularak, davacının tedbir almadan ve dava açmadan önce temerrüde düştüğü, bu hususun mahkemenin ve Yargıtay'ın göz önünden kaçarak uyarlama yapılmasının gerekeceğine dair karar verilmiş ise de bu kararın yanılgı sonucu olduğu, bu hususun müktesep hak oluşturmayacağı Yargıtay'ın yerleşik inançlarına göre temerrüde düşen davacının uyarlama istemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki uyarlama davasının yapılan yargılaması sonucunda davanın kabulüne dair verilen karar, davalının temyizi üzerine Dairemizin 15.4.1996 tarih ve 1996/1877-2724 sayılı kararı ile uyarlama şartlarının oluşup oluşmadığı yönünden araştırmaya yönelik bozulmuş olup, mahkemece bozmaya uyularak bu kez davacının temerrüdü nedeniyle uyarlamadan yararlanamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, bu doğru değildir. Bozma kararına karşı davalı vekili davacının temerrüdü olduğu gerekçesiyle karar düzeltme talebinde bulunmuştur. Bu durumda bozma kararı davacı için kazanılmış hak teşkil ettiğinden temerrüt nedeniyle davanın reddi doğru değildir.
Dairemizin kökleşen uygulamasına göre, dövize endeksli geri ödemeli borçların, isteğe rağmen bankalarca Türk Lirası'na çevrilmemesi veya çevrilmesi halinde borç tutarında uyuşmazlık çıkması durumunda, bu borçların Türk Lirası'na uyarlanması ve taksitlerin tutarının saptanmasının gerektiği kabul edilmektedir. İşbu davada, davacı kredi borçlusu, davalı bankaca Türk Lirası'na uyarlama yapılmadığını ileri sürerek, borcun Türk Lirası'na uyarlanmasını istemiş bulunmaktadır. Bunun için de, her şeyden önce borcun döviz olarak karşılığının bulunması ve bu borcun Türk Lirası'na çevrilmesi ve taksitlendirmenin de, Türk Lirası üzerinden yapılması gerekmektedir.
Yurdumuzdaki birçok banka tarafından genel bir uygulama olarak döviz karşılığının zaman içerisinde yükselmesi nedeniyle, döviz borçları 3.1.1994 tarihi esas alınarak bir Mark karşılığı 8674.68 TL ve bir Dolar karşılığının da 15.599.75 TL olarak benimsemek suretiyle Türk Lirası'na çevrilmektedir. Bankaların genel bir uygulaması olan bu hususun, işbu davadaki uyuşmazlıkta da göz önüne alınması, taraflar yönünden hak ve adalete uygun davranış olacağının kabulü gerekmiştir.
O halde, yapılması gereken işlem şu olmalıdır;
Davalı bankadan alınan dövize endeksli kredinin hangi tarihte alındığı ve bu kredi için yapılan geri ödemeler ile 3.1.1994 tarihine kadar tutarının ne olduğu ve bu tarihteki davacının döviz borcunun ne tutarda bulunduğu belirlenmelidir. Bu belirlenen dövize endeksli borç tutarı cinsine göre ve 3.1.1994 tarihindeki dövizin kuru nazara alınarak Türk Lirası'na çevrilmelidir. Davacının almış olduğu döviz kredisinin, o tarihlerde Türk Lirası üzerinden kredi alanlar bakımından daha avantajlı ve geri ödemeler yönünden daha düşük taksitler biçiminde olduğu da bir gerçek bulunduğundan, bu husus da göz önüne alınarak az ödenen tutarların tümü değerlendirilmek ve bunun o tarihlerdeki Türk Lirası faiz oranı da belirlenerek Türk Lirası ödemeli kredilerle kıyaslama yapılması ve davacının borcuna, ayrıca bir ekleme yapılması suretiyle bir denkleştirmenin oluşturulması gerekir. Böylece, davacının döviz borcu Türk Lirası'na çevrilmiş ve ayrıca önceden Türk Lirası olan kredi borçluları ile 3.1.1994 tarihi olarak aynı duruma getirilmiş olmalıdır. Davacı borcunun 3.1.1994 tarihi olarak toplam Türk Lirası borcu belirlendikten sonra da, bu borcun dava tarihi itibariyle tutarının saptanması gerekir. Bu işlem için de, zaman zaman yükselen aylık faiz oranları değil, kredi sözleşmesinin başlangıç tarihi ile dava tarihi arasındaki zaman içinde eksilen faizler TC Merkez Bankası'ndan sorulmak ve bu faizlerin ortalaması alınarak asıl borcun hesabında göz önünde tutulmalıdır. Ayrıca, davacının 3.1.1994 tarihinden itibaren yaptığı ve dava tarihine kadar ödemeleri de borçtan indirilmeli ve dava tarihindeki borç tutarı uyarlamaya tabi tutulmalıdır.
Davacının istemiş bulunduğu uyarlama için, her davada olduğu gibi, işbu davada da, dava tarihi esas alınmalıdır. Davacının, dava tarihindeki borç miktarının uyarlanması yapılırken, davacının istemiş olduğu aylık taksit miktarı ve süresi de gözden uzak tutulmamalıdır: Ancak, davalının, bu konudaki savunması da değerlendirilmelidir. Uyarlamada öngörülecek taksit adedi ise, hiçbir zaman kredi sözleşmesinin yapıldığı andaki taksit adedinden fazla olmamalıdır. Genel olarak, kredi sözleşmesinde kabul edilen taksit adedi benimsenmeli ve ödenen taksitlerin kaç taksit ise, belirlenmeli ve bu sayı ilk kabul edilen taksit sayısından düşürülmek suretiyle bakiye taksit adedi kabul edilmelidir. Ve ayrıca, tali bir unsur olarak davacının ekonomik gücü de, taksit sayısının tespitine etkili olmalıdır.
Öte yandan, davacı borçlu, dava devam ederken taksitlerini düzenli biçimde ödemiş ise, bu ödemelerin göz önüne alınacağı tabii olduğu gibi, ödeme planının dava tarihinden itibaren yapılması ve yapılacak uyarlamaya göre fazla ödemeler gözüküyorsa, bunların davacı lehine düşünülmesi ve davacı ödemeleri hiç yapmamış veya arizi biçimde birkaç ödeme yapmış ise, bu takdirde ödeme planı karar tarihine en yakın olan bir tarih göz önüne alınarak yapılmalıdır. Bu son husus için de, dava tarihinde çıkarılan Türk Lirası borcu, aylık olarak kabul edilen sözleşme faizleri hesap edilmek suretiyle borç miktarı, ödeme planının başlangıç tarihine taşınmalı ve bu borç tutarı ödeme planına esas alınmalı ve taksitlendirme başlangıcı da gösterilerek ileriye dönük uyarlama yapılmalıdır.
Yapılan tüm bu açıklamalar dikkate alındığında, özetle, davacının dövize endeksli geri ödemeli borcu, ilk önce 3.1.1994 tarihi olarak ve sonra da dava tarihi olarak az önce değinildiği üzere tespit edilmeli ve ödemelerini düzenli devam ettirenler için dava tarihinde ve ödemelerini düzenli yapmayanlar için mahkeme karar tarihine en yakın bir tarihe aylık ortalama sözleşme faizi ile beraber yansıtılarak Türk Lirası borcu saptanmalı ve bu borcun aylık taksitleri belirlenerek, borcun uyarlamasına karar verilmelidir.
Bu itibarla, mahkemece yapılacak iş; önceki bilirkişi kurulundan belirtilen kurallar ışığında uygulanabilir rapor alınması ve bu mümkün değilse, yeni bir bilirkişi kurulu oluşturularak rapor alınması ve sonucu çerçevesinde karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı biçimde karar tesisi doğru görülmemiş ve davacının temyiz itirazlarının kabulü ile yerel mahkeme kararının bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, davacı vekili gelmediğinden duruşma vekillik ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.06.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy