(818 S. K. m. 132) (6762 S. K. m. 68) (4389 s. Bankalar K. m. 10)
Taraflar arasındaki davadan dolayı Beyoğlu 1.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 3.4.1997 tarih ve 380-116 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin 20.5.1996 tarihinde davalı bankanın İstanbul Şubesinde 409 nolu döviz hesabı açarak 5.200 DM yatırdığını, en son 1.1.1979 tarihinde hesabın cüzdana işlendiğini, bir yıl sonra davalı bankanın ilgili şubesinde uğradığında hesap kartı bulunmadığından daha sonra gelmesinin söylendiğini, sözlü olarak yaptığı birkaç müracaatın sonuç vermediğini, 12.4.1994 tarihinde vekili Mehmet Y. aracılığı ile hesabın akıbetini sorduğu, bu başvuruya cevap verilmediği, en son 16.3.1995 tarihinde yaptığı müracaata verilen cevapta paranın çekilmiş olabileceği ve saklama süresi geçtiğinden bu konuda herhangi bir evrak bulunmadığının bildirildiğini ileri sürerek, 1.1.1979 tarihi itibariyle mevcut 6.207.DM.nin reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, Bankalar Kanunu 36/2 maddesi uyarınca, en son işlem tarihinden itibaren l0 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosya arasındaki yazılara göre, davacının dayandığı hesap cüzdanı üzerinde yapılan en son işlemin vade tarihinin 23.7.1979 olduğu ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin 23.7.1979'dan olduğu ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin 23.7.1979'dan itibaren hesaplanması gerektiği, Bankalar Kanununun 36.maddesinde 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiği, BK:nun 132/5 maddesinde "borçlu alacak üzerinde intifa hakkını haiz olduğu müddetçe zamanaşımı cereyan etmez" hükmü var ise de ve 1.1.1979 tarihinden itibaren 10 yıllık süre içinde 1989 tarihine kadar davalı bankanın alacak üzerinde intifa hakkını haiz olduğu ve 10 yıllık zamanaşımının dolmadığı, kabul edilse dahi, TTK:68/1 maddesinde sözü edilen ticari defter ve dayanaklarının 10 yıllık saklama süresi dolmuş ve davacı tarafından 1.1.1979 tarihindeki son işlem tarihinden 16 yıl gibi bir süre geçtikten sonra dava yoluna gidilmesi ve davalı bankanın kanıt yükü altında tutulmasının hayatın olağan akışına uygun düşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Bankalar Kanununun 36 ncı maddesine göre, 10 yıl aranmayan mevduat hakkında, bankaların bazı işlemler yapması gerektiği öngörülmüştür. Davacının iddia ettiği mevduat hakkında, davalı bankanın, anılan madde çerçevesinde herhangi bir işlem yapmadığı gözlenmiş bulunmaktadır. Bu durumda, mevduat hesabı yönünden, davalı bankanın sorumlu olması gerekir. Çünkü, az önce değinilen maddeye göre, davalı bankanın bir takım yasal işlemler yapması, yasal bir zorunluluktur. Şu halde, yerel mahkemece, davalı bankanın sorumlu olacağın göz önüne alınarak, işin esasına girilmesi ve tarafların delillerinin değerlendirilmesi ve sonuçu çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı tarafın temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 23.6.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy