(1086 S. K. m. 414, 415)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul 6.Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 5.11.1996 tarih ve 703-1105 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı ve Muk.Davacı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 7.10.1997 gününde taraflar avukatları tebligata rağmen gelmediğinden tetkikatın evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin yıllardan beri köfte üretmekte olup, ürettiği köftelerin markasını 3.4.1990 yılında Sultanahmet Meşhur Halk Köfte Sanayi adı altında tescil ettirdiğini, 1990 yılından itibaren de tescilli Sultanahmet Meşhur Halk Köftecisi markası ile ürettiği ürünlerin her yerde aranır hale getirildiğini, üretilen mamullerin büyük firmalara pazarlandığını, aynı alanda faaliyet gösteren davalının ise müvekkilinin meşhur hale getirip tescil ettirdiği marka ve unvanı haksız olarak kullandığını ileri sürerek, davalının haksız rekabetin önlenmesine, varsa davalı tescillerinin iptaline, şimdilik 10.000.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevap ve birleşen davada, Sultanahmet Meşhur Halk Köfte Sanayi unvan ve markasının 1967 yılından beri müvekkili ve babası tarafından kullanıla geldiğini, bu markayı müvekkili ve babasının meşhur hale getirdiğinden öncelik ve üstün hakkın müvekkiline ait olduğunu belirterek davacı ve birleşen davanın davalısına ait markanın terkinine, tecavüzünün önlenmesine, şimdilik 10.000.000 TL maddi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere, bilirkişiler kurulu raporuna nazaran, Meşhur Halk Köftecisi marka ve unvanının davacı tarafından tanıtılarak marka olarak da 3.4.1990 tarihinde tescil ettirildiği, aynı marka ile ilgili davacı tarafından açılan bir başka davanın davacı lehine sonuçlandığı, bu durumda davacının tescilli markasının korunmaya layık marka olduğu, her ne kadar birleşen davada davalı, bu markayı kendisinin öncelikle meşhur ettiğinden bahisle öncelik hakkının bulunduğunu ileri sürmüş ise de bu hususun kanıtlanamadığı gerekçesi ile asıl davanın kabulü ile davalı haksız rekabetinin önlenmesine, varsa davalı adına tescillerin önlenmesine ilana, asıl dava yönünden davacı yararına 650.000 TL maktu, reddedilen birleşen dava yönünden ise 650.000 TL maktu ve 1.000.000 TL nispi vekillik ücretine hükmedilmiştir.
Karar, davalı ve birleşen davanın davacısı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Atiye terk edilen maddi tazminata ilişkin talep ve dava yönünden davacı yararına vekillik ücretine hükmedilmediğine göre, davalı vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değil ise de, ilke olarak ve usul kuralları uyarınca, taraflar iddia ve savunmalarını kanıtlamak ile yükümlü olup, delil listesi veren taraf eğer gerekiyorsa delillerin celbi için gerekli masrafı, şayet tanık dinlenilmesi gerekiyor ise, bununla ilgili çağrı giderleri ile birlikte her tanık için mahkemece takdir edilecek meblağı karşılamak zorundadır. Yine, şayet bir taraf veya taraf vekilleri mazeret dilekçesi vermiş ve mazeretini bildirmiş ise, duruşma gününün tebliğ için gerekli masrafın ilgilisinden peşinen alınması gerekli olup, tebliğ giderleri alınmadığı halde, karşı taraf mazereti kabul etmiş ise, bu defa karşı tarafın duruşma gününü tebliğ ile masraflara katlanması ve duruşma gününün ilgililere duyurulması zorunludur. Keza, kesin süreden bahsedebilmek için, taraflara yüklenilen görevler, eğer tanık dinlenecek ise, her tanık için belirlenen ücretin ne olduğu, masrafların kimin tarafından karşılanacağı, süreye uyulmaması halinde müeyyidelerinin ne olacağı ara kararında açık seçik gösterilmelidir. Dosyadaki duruşma tutanaklarının incelenmesinde, 15.3.1995, 16.3.1995, 24.5.1995, 13.9.1995, 8.11.1995, 31.1.1996, 27.3.1996 tarihli delillerin bildirilmesi ve mazeretlerin kabulüne ilişkin ara kararlarının yukarıda özetlenen ilkelere uygun olmadığı görülmektedir.
O halde mahkemece, davalı ve birleşen davanın davacısı olan tarafa delillerini bildirmesi için uygun süre verilmesi ve gerektiğinde davacı taraftan da karşı delillerinin sorulup, tüm deliller toplandıktan sonra birlikte değerlendirilip hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, davalı ve birleşin davanın davacısının savunma hakkı kısıtlanır şekilde yazılı olduğu gibi karar verilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı ve birleşen davanın davacısı E. Keçeci vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın davalı yararına BOZULMASINA, tebligata rağmen vekili duruşmaya gelmediğinden yararına vekillik ücreti takdirine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 07.10.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy