(1163 S. K. m. 59/3, 98) (6762 S. K. m. 336)
Taraflar arasındaki davadan dolayı Nazilli 1.Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 24.2.1997 tarih ve 229-135 sayılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili ile davalı kooperatif vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatifin üyesi iken 20.12.1980 tarihinde ihraç edildiğini, ihraç kararının iptaline dair kararın 30.1.1987 tarihinde kesinleştiğini, kooperatif başkanı davalı Tevfik'in kur'a sonucu müvekkiline isabet eden daireyi adına tahsis etmediğini, dairenin başka bir üye adına tescil edilmesi nedeniyle açılap tapu iptali ve tescil davasının "müvekkilinin tazminat davası açmasının daha doğru olacağı" gerekçesiyle reddedildiğini, davalı Tevfik'in olumsuz tutumu sonucu müvekkilinin zarara uğradığını iddia ederek fazalaya ilişkin haklarını saklı tutarak 400.000.000 liranın tespit tarihi olan 17.3.1995 tarihinden itibaren reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili yönetim kurulu üyelerinin kooperatife ait görevleri yürütmeleri sırasındaki haksız fiillerinden doğan zararlardan kooperatif tüzel kişiliğinin sorumlu olacağı, 1163 sayılı yasanın 59/3 maddesi uyarınca davalı Tevfik C. aleyhine dava açılamayacağını, haksız fiilden kaynaklanan davaların zarara ve faile ıttıla tarihinden itibaren 1 yıl içinde açılması gerektiği, davacının açtığı tapu iptali ve tescilli davanında 17.6.1981 tarihli celsede daire tahsisinin imkansız olduğunu öğrendiğini, 1 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, olayda davacının da kusurlu olduğunu, istenen tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; iddia, savunma, tanık beyanları, aidat ödeme makbuzları, keşif ve bilirkişi raporuna göre, kooperatif ortağı ile kooperatif arasında ortaklık süresi devam ettiği sürece zamanaşımı işlemeyeceği, tapu iptali ve tescil davasının kesinleşme tarihine göre de davanın süresinde açıldığı; dava tarihi itibariyle dairenin değeri, davacının ve diğer ortakların ödemelerinin dava tarihine taşınması sonucu diğer üyelerin temin ettiği miktar hesap edildiğinde, davacının kooperatiften 7811.818.064 lira olduğu, davacının talebinin simdilik 400.000.000 lira olduğu, davalı Tevfik'in davacıya daire verilmemesinden şahsen sorumlu olamıyacağı gerekçesiyle davalı Tevfik yönünden açılan davanın husumet nedeniyle reddine, davalı kooperatif yönünden açılan davanın kabulü ile davacının fazlaya ait talep ve dava hakkı saklı kalmak üzere 400.000.000 liranın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte davalı kooperatiften alınıp, davacıya verilmesine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili ile davalı kooperatif vekili temyiz etmiştir.
1-Mahkemece, davacının talep edebileceği tazminat miktarının belirlenmesi için dosyayı bilirkişiye tevdi etmiş ve bilirkişi kurulu 5.7.1997 tarihide Dairemizin yerleşmiş uygulamasına uygun bir şekilde rapor vermiş olup, davacının dava tarihi itibariyle 514.420.632 lira tazminat isteyebileceğini belirlemiştir. Mahkemece bu hesaba itibar edilmeyerek oranlama suretiyle hesap yaparak 811.819.064 lira tazminata hak kazandığı şeklindeki kararı doğru görülmemiş, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2-Davacı vekilinin temyizine gelince; Davalı Tevfik C., diğer davalı kooperatifin yönetim kurulu başkanıdır. 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 59. maddesi uyarınca, kooperatif yöneticilerinden 3. kişilere karşı işledikleri haksız eylemlerden ötürü uğranılan zararlardan kooperatif tüzel kişiliği sorumludur. Dava konusu olayda ise, davacı vekilin müvekkilinin kooperatif ortağı sıfatıyla uğradığı zararı, bu zarara mahkeme kararlarını uygulamamak suretiyle davalı yönetim kurulu başkanının sebep ve sorumlu olduğunu ileri sürerek, ondan da şahsen tahsili istemiş bulunmaktadır. Bu durumda, 1163 sayılı yasada aksine bir hüküm bulunmamasına göre, aynı yasanın 98. maddesi yollamasıyla olaya Türk Ticaret Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekmektedir. Nitekim, anılan yasanın 336. maddesinin birinci fıkrası ile bu fıkranını 5 numaralı bendine göre, gerek kanunun gerek esas mukavelelerin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden veya ihmal neticesi olarak yapılmamasından doğan zararlardan şirket yönetim kurulu üyelerinin şirket ortaklarına karşı şahsen ve müteselsilen sorumlu olacakları hükme bağlanmış bulunmaktadır. Bu durumda anılan ve açıklanan hükme uygun bir şekilde ve yönetim kurulu başkanının şahsına karşı açılan bu davanın yürütülerek, mevcut deliller değerlendirilerek sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, 1163 sayılı Yasanın 59. maddesine yanlış anlam verilmek suretiyle, davalı yönetim kurulu başkanı aleyhinde açılan davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden, hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hükmün davalı yararına, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçların istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 16.6.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy