(1086 S. K. m. 275) (6762 S. K. m. 1273)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 22.10.1996 tarih ve 552-917 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline kasko poliçesi ile sigortalı araca, davalıya ait aracın çarpması sonucu hasarlandığını, sigortalıya tazminat ödendiğini ileri sürerek, 66.000.000 TL.'sının ödeme tarihinden itibaren, yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili cevabında, kusur ve hasara itirazla, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece; bilirkişi raporları ve toplanan delillere göre, olayda davalının tam kusurlu olduğu, hasarın zorunlu mali mesuliyet sigortası tarafından ödenen miktarın tenzilinden sonra 66.000.000 TL. olarak belirlendiği gerekçesiyle, davanın kabulüne, ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, halefiyete dayalı kasko sigorta rücu tazminatı isteminden ibarettir. Davalı, kusura itiraz etmiş, mahkemece son bilirkişi raporuna göre davalı tam kusurlu kabul edilerek karar verilmiştir.
Kusura ilişkin 21.6.1995 tarihli ilk bilirkişi raporunda davacıya sigortalı araç sürücüsünün % 30, davalının % 70 oranında kusurlu olduğu saptanmış, davalı kusura itiraz etmiş ise de, davacı itirazda bulunmamıştır. Bu durumda davacıya ait % 30 kusur kendi açısından kesinleşmiştir. Davalının itirazı üzerine yeniden bilirkişiden alınan 20.7.1996 tarihli bilirkişi raporunda, davalı bu kez % 100 oranında kusurlu bulunmuş ve mahkemece, bu rapora göre davalı tam kusurlu kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Oysa, davacının ilk rapora itiraz etmemesi karşısında bu şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Mahkemece, yapılacak iş, ilk bilirkişi raporu dikkate alınmak suretiyle, davalının % 70 oranına göre tazminata hükmedilmek gerekirken, yazılı şekilde usul hükümlerine aykırı olarak aleyhe hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, 17.02.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy