(Sınai Mülkiyetin Himayesine Mahsus Milletlerarası Bir İttihat İhdas Edilmesine Dair Paris Anlaşması (Paris Sözleşmesi) Mük. m. 6-1) (551 S. K. m. 15) (556 S. KHK m. 8, 42, 43)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Beyoğlu 1.Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 27.3.1997 tarih ve 331-107 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, davacılardan İstirati Sobuncokis'in uzun yıllardır çiçekçilik işi ile uğraştığını, "sabuncakis" markasının 1874 yılından beri aynı işi yapan dedesi tarafından kullanılageldiğini, davacının bu markayı Türkiye ve yurt dışında meşhur hale getirdiğini, davacının yeğeni olan davalının davacı şirketlerdeki hissesini 1992 yılında diğer ortaklara devrettiğini, buna rağmen davalının "SABUNCAKİS" markasını adına tescil ettirdiğinin 16.2.1996 günlü ihtarname ile öğrenildiğini, davalının kötüniyetli olduğunu ileri sürerek, "SABUNCAKİS" markasının davalı adına tescilinin iptali ile davacılar adına tescilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, markanın 1.9.1992 tarihinden geçerli olmak üzere tescilli olup, 551 sayılı kanunun 15.maddesinde belirtilerek hak düşürücü sürelerin dolduğunu, "SABUNCAKİS" sözcüğünün bu ailenin yıllardır kullandığı soyisim ve ünvan olduğunu ve taraflarca da senelerce ortaklaşa kullanıldığını, Sobu Çiçekçilik A.Ş.nin Beyoğlu ve Yeşilyurt mağazalarının davalıya devredilmiş olup, ünvanın da devredildiğinin kabulü gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere nazaran, davalı adına marka tescilinin 1.9.1992 tarihinde yapılmış olup, 27.6.1995 tarihinde yürürlüğe giren 556 sayılı KHK.da hak düşürücü süreye ilişkin bir düzenlemenin getirilmediği, davacının marka tescilini ihtarname tarihinden önce öğrendiği kanıtlanamadığından 551 sayılı Yasa'da düzenlenen hak düşürücü sürenin dolmadığı, "SABUNCAKİS" sözcüğünün 1874 yılından beri davacı ve murisleri tarafından ticari ünvan olarak kullanılageldiği, 1992 yılına kadar tarafların aynı işi yaptıkları ve muhtelif şirketlere ortak oldukları, 1992 yılında davalının şirketteki hissesini devrettiği ve 30.1.1992 tarihinde kendi adına çalışmak üzere ayrıldığı, bu durumda KHK/556 8/3-a-b, 42, 43. maddeleri hükmü gereğince 1.9.1992 tarihinden önce davacıların bu işaret için hak elde etmiş olup, davalı markasının iptal şartlarının gerçekleştiği sonucuna varılarak, davalı markasının iptaline, ancak idari nitelikte olduğundan davacılar adına tescil isteminin reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
551 sayılı Markalar Kanunu'nun 15/2 maddesi hükmü gereğince tescilli marka sahibine karşı, aynı marka üzerinde üstün ve öncelikli hak sahibi olduğunu ileri sürenlerin açacakları marka terkini davaları için 6 ay ve 3 yıllık hak düşürücü süreler getirilmiş iken, her ne kadar, 556 sayılı KHK.da, marka tescil başvuruları değerlendirilirken ilgililere, itiraz olanağı ile birlikte sonradan marka tescilinin hükümsüz sayılması için dava açma olanağı da tanınmasına rağmen,bu davanın hangi sürede açılacağı hususunda bir düzenleme getirilmemiş ise de yine anılan KHK.nun 42.maddesinde Paris Konvansiyonuna göre tanınmış sayılan marka sahiplerinin hükümsüzlük davasını, tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde açması gerekeceğinin belirtilmesi ve bu hususta dava açma hakkının sınırsız sürede kullanılmasının yasanın ruhu ve hukuk mantığı ile de bağdaşmayacağı nazara alındığında, bu husustaki yasal boşluğun, yukarıda sözü edilen tanınmış sayılan markalar için öngörülen 5 yıllık sürenin, en azından diğer markalar yönünden açılacak davalar içinde uygulanarak doldurulması Dairemizce uygun görülmekle ve somut olayda, marka tescilinin 1.9.1992 olması, 556 sayılı KHK.nin önceki yasada ( 551 sayılı Markalar Yasası Md.15 ) benimsenen 3 yıllık hak düşürücü sürenin dolmasından önce ve 27.6.1995 tarihinde yürürlüğe girmesi ve iş bu davanın 22.7.1996 tarihinde ve sözü edilen 5 yıllık süreden önce açılmış olması karşısında ve dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, 20.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 429.000 lira temyiz ilam harcından peşin harcın mahsubu ile temyiz edenden alınmasına, 25.12.1997 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy