(6762 S. K. m. 20, 418) (743 S. K. m. 660) (818 S. K. m. 213)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul Asliye 6. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 1.7.1997 tarih ve 1395-608 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar vekilleri tarafından istenmiş olmakla, duruşma için tayin edilen 3.3.1998 tarihinde davacı Av. E. V. ile davalı ve asli müdahil Av. C. S. ve H. Ç. gelip temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonraya bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirketin M. Bank (N. Bank) ile akdettiği 20.8.1991 tarihli sözleşme ile davalı şirketin (9.300.000.000) TL tutarındaki sermayesinden sahibi bulunduğu % 55'ini teşkil eden (5.115.000.000) TL nominal değerdeki paylarının adı geçen bankaya devir ve temliki hususunda anlaştıklarını, sözleşmenin 2. maddesine göre davacı şirketin 20.9.1992 tarihine kadar pay senetlerini geri alma hususunda opsiyon hakkına sahip olduğunu, 14.8.1992 tarihli ek sözleşme ile de bu opsiyon hakkının 30.9.1996 tarihine kadar uzatıldığını, ancak satış bedeline 30.9.1992 tarihinde geçerli faiz uygulaması kabul edildiğinden, şirketçe kar dağıtılması halinde sözleşmeye konu hisselere tekabül eden karın davacıya ödenmesi hususunda mutabık kalındığını, davalı şirketin 1993 yılı için dağıtılacak kar payından % 55'e isabet eden kısmın müvekkiline ödenmesinde davalı tarafından tereddüde düşüldüğünü ileri sürerek, davalı şirketin hisse senetlerine ödediği 1993 yılı kar payından halen M. Bank (N. Bank)'a geri alma hakkı ile devredilmiş bulunan % 55 hisseye tekabül eden kar payının reeskont faizi ile davacı şirkete ödenmesi gerektiğinin tespitine karar verilmesini, birleşen ve davalı N. A.Ş. ile birlikte M. Bank A.Ş. geçici yönetimine karşı da yöneltilen davada ise, 14.8.1992 tarihli ek sözleşme ile kendilerine tanınan geri alma hakkını kullanmaya başlayan davacı şirketin 22.9.1994 tarihinde (10.000) USD, 23.3.1995 tarihinde (675.510) USD meblağı M. Bank A.. geçici yönetimi olarak T. İ. Bankası'na ödeyerek vecibelerini tamamen yerine getirdiğini, buna rağmen davalı N. A.Ş.nin pay defterinde gerekli düzeltmeleri yapmadığını ileri sürerek, N. A.Ş.nin sermayesinin % 55'ine tekabül eden 511500 payın davacı şirkete ait olduğunun tespiti ile davalı adına olan kaydının terkinine ve davacı adına kaydına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı N. A.Ş. vekili cevabında, müvekkilinin 20.8.1991 tarihli sözleşmeye taraf olmadığını, gerçek hak sahibinin kim olduğu hususunda tereddüt hasıl olduğundan, 1993 yılına ait % 55 hisse kar payının bir bankaya yatırılarak bloke edildiğini, müvekkilinin davaya sebep olmadığını, birleşen dava yönünden de müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı müflis M. Bankası A.Ş. iflas idaresi vekili, davanın ikinci alacaklılar toplantısından 10 gün sonraya kadar durdurulmasını, ifa edilmiş bir sözleşme için 8 ay 10 gün sonra sözleşmeyle vefa hakkı tanınamayacağını, müflise ait yönetim kurulu karar defterinde sözleşme tadiline ilişkin bir karar bulunmadığını, yurt dışında vefa bedeli ödenmesi iddiasının muvazaalı işlem olduğunu belirtmiş, müdahale dilekçesinde de, talep edilen kar paylarının M. Bankası A.Ş.ne ödenmesi gerektiğini, sözleşmeler ile kar paylarının temlik edilmediğini, kar paylarının önce müvekkiline ödenmesi gerekli olup, bilahare davacı talebinin ikisi arasında çözümlenmesi gerektiğini, yani davacının M. Bank A.Ş. den talepte bulunması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Müdahil D. D. Nakl. ve San. A.Ş. ile Y. ve K. Bankası vekilleri de, müvekkillerinin davalı N. A.Ş.nin hissedarları olduğunu, ana sözleşmenin 8. maddesi gereğince müvekkillerinin rüçhan hakkı bulunduğunu, sözleşmelerin muvazaalı olduğunu savunarak davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere nazaran, Borçlar Kanunu'nda akit serbestisi getirildiğini, hisse senetleri alım satımı için bir şekil şartı getirilmediği, davacının sahibi olduğu davalı şirkete ait payları kredi sağlamak amacı ile yine kendi bankası olan N. Bank'a 7.11.1990 tarihinde satış, bilahare 20.8.1991 ve 14.8.1992 tarihli sözleşmeler ile davacıya geri alım hakkı tanındığı gibi, 30.9.1992'den sonra dağıtılacak temettülerin de davacıya ait olacağının kararlaştırıldığı, yetki ve imzalara itiraz olmadığından bu sözleşmelerin gerek davalı N. A.Ş. ve gerekse müdahil M. Bankası'nı bağlayıcı nitelikte olduğu, davacının hisse senetleri bedellerini yurtdışındaki bankaya tevdi ettiği, hisse senetlerine ait geçici ilmuhaberin davacı elinde olup, davacıya ait olduğunun da kanıtlandığından, müdahillerin rüçhan hakkı taleplerinin de yerinde olmadığı gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri temyiz etmiştir.
1- Davacı N. H. A.Ş. sahibi bulunduğu davalı N. A.Ş. nin % 55 hissesine tekabül eden nama yazılı 511.500 payı 7.11.1990 tarihinde müdahil M. Bankası A.Ş.ne (eski ünvanı N. Bank) devir ve temlik ettiği en son 11.11.1990 tarihinde devir temlik işleminin şirket ana sözleşmesinin 8 ve TTK'nin 418. maddeleri gereğince şirket yönetim kurulunca onanmak ve satış bedelinin de ödenmek suretiyle akdin ifa edilmiş olduğu ihtilafsızdır. Uyuşmazlık, bilahare 20.8.1991 ve 14.8.1992 tarihlerinde yapılan sözleşmelerin ve bu arada dağıtılacak temettüleri talep edip edemeyeceği hususunda toplanmaktadır.
MK'nin 660. maddesinde düzenlenen gayrimenkullere ilişkin "vefa hakkı"nın resmi şekilde düzenleneceği BK'nin 213. maddesi hükmü gereği ise de, "vefa hakkı" olarak nitelendirilen ve "öncelikle geri alım hakkı" olarak da ifade edebileceğimiz bu hukuki müessesenin menkul alım satım sözleşmelerine de konu yapılabileceği, hatta menkul satımlarında resmi şekil şartına dahi gerek olmadığı, uygulama ve doktrinde kabul görmektedir. Ancak, hukuki mahiyeti itibariyle satıma konu menkul veya gayrimenkul mülkiyetinin takyidi niteliğindeki vefa hakkı ile ilgili sözleşmenin ya asıl sözleşme ile veya hemen yan bir sözleşme ile kurulması bu müessesenin niteliği gereği olup, somut olay için asıl sözleşme kurulup tamamen ifa edildikten 8 ay 10 gün sonra bu mahiyette bir sözleşme yapılması bazı duraksamalara neden olmaktadır. Bu itibarla, 20.8.1991 ve 14.8.1992 tarihli sözleşmeleri vefa hakkı tanıyan bir sözleşme olarak değil, ancak "hisse senedi satış vaadi" sözleşmeleri olarak görmek ve yorumlamak gerekmiştir.
Bu çerçevede yapılan değerlendirmede ise, hisse senedi satım sözleşmesinin taraflarından birisi davacı holding ve diğeri de banka olup, özellikle bir güven kurumu olan bankaların TTK'nin 20. maddesinde de belirtildiği gibi, ticari defterler tutması ve ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmesi de zorunlu olup, uygulamada da bankanın en basit bir işlemlerini bu çerçevede yürüttüğü görülmektedir. Her ne kadar gerek 20.8.1991 ve gerekse 14.8.1992 tarihli sözleşmelerin yetkisiz kişilerce imzalandığı savunulmamış ise de, mahiyeti ve değer itibariyle önemli sayılabilecek meblağları kapsayan böyle sözleşmelerin ne satıcı şirketin ve ne de alıcı bankanın kayıtlarına hiçbir şekilde intikal etmemesi, bu hususlarda şirket yönetim kurullarında hiçbir şekilde karar alınmış olmaması ve sözleşmelerinde gayri resmi olmasının yanısıra, davacıya 8.000.000 USD bedel ile 30.9.1992 tarihine kadar opsiyon tanıyan ilk sözleşmenin bilahare bu opsiyon hakkını 30.9.1996 tarihine kadar uzunca bir süre uzatılması ve hele satış bedelinin (5.300.000) USD indirilmesi ve bu arada temettülerin de davacıya ödenecek şekilde bir sözleşmenin yapılması ekonomik yaşamın olağan akışına aykırıdır. Davalı bankanın 20.4.1994 tarihinde bankacılık faaliyetlerinin durdurulması ve 14.10.1994 tarihinde iflasının istenilmiş olması ve buna karşılık davacının vefa hakkını kullanarak 23.3.1995 tarihinde ilk ödemede bulunduğu iddiası karşısında, bu sözleşmelerin hukuken sonuç doğuran sözleşmeler olduğundan söz etmek oldukça güçtür. Tarafların defter ve kayıtlarına hiç yansımayan, ilgili yönetim kurullarında onaylanmayan ve bir karar alınmayan ve bu sözleşmelerin bankanın iflas sürecine girdikten sonra haricen düzenlendiği izlenimi duraksamaya yer vermeyecek şekilde açık olduğundan, bankanın olduğu kadar bankadan alacaklı olan üçüncü şahıs ve kişilerin de hak ve menfaatini korumak ve gözetlemekle görevli iflas idaresinin yaptığı itirazlar yerindedir. Bu durumda, mahkemece, asıl ve birleşen davalarda asıl davaların reddine, asli müdahil müflis M. Bankası A.Ş. iflas idaresi vekilinin talep ve davasının kabulüne karar vermek gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
2- Kabul şekline göre de, davacı sözleşme gereği hisse senedi bedellerinin Hollanda Notherdam'daki D.-H. Bank vasıtasıyla ödendiğini ileri sürmüş ve mahkemece de, müflis bankanın geçici idaresini üstlenen İ. Bankası'nca haberdar olduğu halde sessiz kalarak ödemeyi benimsediği kabul olunmuş ise de, mahkemece, gerek havale gönderilen bankaya ve gerekse İ. Bankası'na açıkça müzekkere yazılarak sözü edilen bedellerin ödenip ödenmediği tereddüde mahal bırakmayacak şekilde saptanıp, hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye dayalı karar verilmesi isabetsiz olmuştur.
3- Davalı N. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarına gelince; hisse senetleri alım satıma konu edilen N. A.Ş.nin uyuşmazlık konusu senetler ile ilgili gerçek hak sahibine kar payı ödeyecek olması ve hisse senetleri nama yazılı olup, gerektiğinde pay defterine işlenecek olması karşısında, adı geçen şirketin işbu davada, usulen hasım gösterilmesinde bir isabetsizlik yok ise de, adı geçen davalı baştan beri muaraza yaratmamış ve gerçek hak sahibi belirlendikten sonra bloke edilen kar paylarını ilgiliye ödeyeceğini beyan etmiş olması karşısında, bu davalının yargılama giderleri ile sorumlu tutulması da doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1-2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle asli müdahil müflis M. Bankası A.Ş. iflas idaresi vekilinin, (3) nolu bentte yazılı nedenlerle de davalı N. A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararı temyiz edenler yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, duruşmada vekil ile temsil olunan davalı ve asli müdahil davacı yararına takdir olunan 20.000.000 TL vekillik ücretinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine 13.3.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy