(6762 S. K. m. 402, 403, 470) (818 S. K. m. 101) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki İstanbul Asliye Dokuzuncu Ticaret Mahkemesi'nce görülerek verilen 4.12.1997 tarih ve 706 - 1088 sayılı kararın Yargıtay incelemesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan, tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı bankaca ihraç edilen kurucu hisse senetlerinden (47) adedine sahip olduğunu, banka Anasözleşmesinin 45. md. ile safi kârın %10 unun kurucu hisse senedi sahiplerine dağıtılmasının öngörüldüğünü, sonradan bu oranın artan sermaye miktarlarına değil, (2.500.000) TL olan kuruluş sermayesine göre belirlenmesine dair anasözleşme değişikliklerinin iptal edildiğini, müvekkiline ödenmeyen 1992 yılına ait toplam (29.637.369.294) TL kâr payının tahsili için girişilen icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek, itirazın iptalini ve %40 icra inkâr tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili cevabında, kâr payının dağıtımına ilişkin 1992 yılına ait genel kurul kararına karşı davacının iptal davası açmadığını ve bu kararların davacı yönünden kesinleştiğini, alacağın zamanaşımına uğradığını, kurucu hisse senedi sahiplerine dağıtılacak kâr payının kuruluş sermayesi ile sınırlandırılmasının mümkün olduğunu, temerrüt gerçekleşmediğinden faiz istenemeyeceğini, inkâr tazminatı talebinin dayanaksız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, mübrez delillere ve bilirkişi raporuna dayanılarak, başka kurucu hisse senedi sahiplerince kâr payının sonuçlandırıldığı 19.2.1988 ve 16.6.1990 tarihli genel kurul kararlarının iptali için açılan ve kabulle sonuçlanan davaların kesinleştiği 19.10.1995 ve 5.5.1995 tarihlerine nazaran 19.12.1994 tarihinde girişilen icra takibine yönelik zamanaşımı def'inin yerinde olmadığı, kâr payı dağıtımını kuruluş sermayesi ile sınırlandıran genel kurul kararlarının iptal edilmesi nedeniyle davacının, davalı banka bilançolarına göre alacağın tahakkuk tarihlerini en son sarmeye miktarı ile oranlanarak davacıya ödenmesi gerektiği, BK.nun 101. maddesi anlamında davalı temerrüdü sözkonusu olmadığından yetkisizlik kararı sonrası yapılan geçerli icra takip tarihi 15.5.1996 temerrüt başlangıcı olarak kabulü gerektiği gerekçesiyle Şişli 2. İcra Müdürlüğü'nün 1996/1776 E. sayılı dosyasındaki takibe yönelik itirazın kısmen iptali ile takibin (9.768.435.025) TL. üzerinden ve %57 reeskont faizi uygulanarak devamına ve inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmişlerdir.
1- Dava dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı banka vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı tarafın temyiz itirazlarına gelince;
Davacı intifa (kurucu hisse) senedi sahibinin, icra takibine konu ettiği kâr payı alacağının likit nitelikte oluşuna yani unsurlarının ve hesap biçiminin yargılama ile hüküm altına alınmayı gerektirmeksizin bilanço ve kâr zarar cetvellerine göre Banka Anasözleşmesinin 45. maddesinde gösterilen esaslar doğrultusunda yapılarak saptanmasına, davalı bankaca tam ve doğru olarak önceden hesaplanmasının mümkün bulunmasına nazaran, İİK.nun 67/2. maddesi uyarınca davacı yararına %40 icra inkâr tazminatına hükmedilmek gerekirken, bu alacağın likit olmadığı gerekçesiyle sözlü edilen istem kaleminin reddi doğru görülmemiştir.
Öte yandan, Dairemizin bu konudaki yerleşmiş uygulaması uyarınca, davalı bankanın temerrüde düştüğü tarihin davacıya ödenmesi gereken kâr payının sermayeye eklendiği, yani bu kâr payını ödememe niyetiyle işlemler yapılıp kâr payının ödenmeyeceği iradesinin açıklık kazandığı tarih olması nedeniyle her bir bilanço yılı itibariyle gerçekleşen temerrüt tarihleri araştırılıp sonucuna göre icra takibinden önce oluşan birikmiş faiz tutarının saptanması ve karar yerinde gösterilmesi gerekirken, icra takip tarihinin temerrüt tarihi olarak kabulü doğru bulunmamış, kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1. bentte yazılı nedenlerle, davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, 2. bentte açıklanan nedenlerle davacı taraf temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına (BOZULMASINA), bakiye 263.663.660 lira temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 30.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, 26.1.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy