(6762 S. K. m. 1281, 1290, 1292)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Ankara Asliye 4. Ticaret Mahkemesince verilen 15.4.998 tarih ve 615 - 367 sayılı hükmün temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı olan müvekkiline ait aracın meydana gelen kazada hasarlanmasına rağmen hasar bedelinin ödenmediğini ileri sürerek 465.000.000 lira tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek %57 reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, aracın beyan olunduğu şekilde hasara uğramasının mümkün olmadığını, kazadan öncede aracın 3. kişiye satıldığının anlaşıldığını savunmuştur.
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davalı şirkete sigortalı aracın, yoldan çıkarak devrilip yandığı, araca kasten hasarlandırılıp yakıldığı konusundaki iddianın ve üçüncü şahsa satıldığının kanıtlanamadığı gerekçesiyle, 395.000.000 liranın olay tarihi 14.3.1996 dan itibaren %57 oranını aşmamak koşuluyla değişen oranlarda reeskont faizi ile davalıdan tahsiline, fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Sigorta sözleşmeleri, gerek kuruluşlarında, gerek devamı sırasında ve gerekse rizikonun gerçekleşmesi aşamasındaki ihbar yükümlülükleri bakımından iyiniyet esasına dayalı sözleşme türlerindendir. Tarafların ve özellikle sigorta ettirenin (sigortalının) bu yükümlülüğe gerçeğe uygun şekilde uymaları halinde, sigortacı, sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazmin yükümlülüğünü gerçeğe uygun bir şekilde yerine getirebilecek ve koşulların oluşması halinde mal sigortalarında sigorta ettirenin yerine TTK.nun 1301. maddesi hükmüne dayalı olarak geçecek ve sigortalısına ödediği tazminatı zarar sorumlusundan geri alabilecektir.
TTK.nun 1281. maddesi hükmüne göre, kural olarak rizikonun teminat dışı kaldığına ilişkin iddianın sigortacı tarafından kanıtlanması gerekir. Ne var ki bu kural ihbar yükümlülüğünün iyiniyet kurallarına uygun olarak gerçekleştiği hallerde geçerli olup, aynı Yasanın 1290 ve 1292. maddesinin son fıkrası hükümleri uyarınca bu yükümlülüğün anılan ilke dışına çıkılarak kullanılması halinde, rizikonun teminat dışı kaldığının ispatı yükümlülüğünün sigortacıya ait olmayıp olayın teminat kapsamında kaldığının sigorta ettirene ait olduğunun kabulü, yukarıda açıklanan yasa hükümlerine uygun olduğu gibi, sözleşme hukukundaki menfaatler dengesinin sağlanmasının da bir gereğidir. Nitekim sigorta ettiren, sigortacının rizikonun teminat dışı kaldığına ilişkin itirazının benimseyerek bu davayı açmış bulunmaktadır.
Somut olayda, mahkemece 2 kez rapor alınmış ve ikinci rapor benimsenerek hüküm kurulmuş ise de, bu rapor, ilk rapor ile çeliştiği gibi, ekspertiz bulguları ve davalı savunmalarını karşılamaktan uzaktır. Bu durumda, davalının savunmalarında sözü geçen ve olay sırasında çekilen video kaseti ve Cumhuriyet Başsavcılılığı'nın olayla ilgili hazırlık evrakları bir bütün halinde Adli Tıp Trafik İhtisas dairesinden veya İ.T.Ü.'den seçilecek bilirkişi kurulundan, tarafların iddia ve savunmaları da gözetilmek suretiyle alınacak rapor sonucuna göre hasıl olacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan incelemeye dayalı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşinharcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 27.10.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy