(6762 S. K. m. 4, 9)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen 7.3.1997 tarih ve 616-174 sayılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 1.12.1998 gününde davacı avukatı ile davalı avukatı gelip temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraf avukatları dinlendikten sonra vaktin darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması duruşmadan sonra bırakılmıştı. Bu kerre dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında 31.12.1993 tarihinde menkul kıymet işletme saklama sözleşmesi bulunduğunu, bu sözleşme uyarınca davalı metin adına 0001188/6 ve 0001886/8 numaralı yatırım hesabı açıldığını, aynı tarihte verilen sözlü alım ve talimatına istinaden "Aracılık yetkisi" çerçevesinde müvekkilinin davalı nam ve hesabına hisse senedi alımına giriştiğini takibeden günlerde de davalının sözlü alım satım emirleri verdiğini, bu durumun yatırım hesabında görülebileceğini yatırım hesabının 19.246.621.560 lira eksi bakiyeye ulaştığını davalının ödememesi üzerine müvekkili nezdindeki hisse senetlerinin İMKB yönetmeliğinin 57. maddesi gereği 13.5.1994 tarihli İMKB borsa kapanış fiyatından banka portföyüne alındığını, bunun neticesinde 1.012.978.864 lira borç kaldığını, banka temerrüt faiz oranları üzerinden tahakkuk ettirilen temerrüd faiz alacaklarının 10.702.045.809 lira olduğunu netice itibariyle toplam 11.715.024.673 lira alacakları olduğunu ileri sürerek anılan meblağın %500 temerrüd faizi ile birlikte davalıdan tahsiline talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davacı ile müvekkili arasında bir menkul kıymet alım satım sözleşmesi bulunmadığını 30.12.1993 tarihinde davacı bankaya virman yaptığını, 25.1.1994 tarihinde müvekkili ile davacı arasında menkul alım-satım sözleşmesi imzalandığını 30.12.1993 tarihinde müvekkilinin yurt dışında bulunduğunu hiçbir zaman hisse senedi alım satım talimatı vermediğini 25.1.1994 tarihinde işlem yapmasının engellendiğini, banka işlem yaptığını iddia ediyor niçin 22.2.1994 tarihine kadar ihtar çekmediğini, davacının kötüniyetli olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Karşı dava davalı da, müvekkilinin davalı bankaya 30.12.1993 ve 25.1.1994 tarihinde hisse senetleri virmanı yaptığını bunların 25.1.1994 tarihindeki değerinin (11.422.280.000) lira olduğunu senetler üzerinde işlem yapmasının engellendiğini anılan meblağın hazine bonosu faizi, bu olmadığı takdirde en yüksek banka mevduat faizi ile birlikte davalı-davacıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
1- Dava, menkul kıymet, alım satım ve saklama sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.
Mahkemece hükme dayanak yapılan bilirkişi raporuna karşı davalı-karşı davacı vekili 2.1.1997 tarihli dilekçesi ile itiraz etmiş olup, dvalı vekilinin bu itirazları üzerinde hiç durulmadığı gibi görüşlerine başvurulan bilirkişiler aynı zamanda sermaye piyasası konusunda da uzman değillerdir. Ayrıca, davacı vekili dava dilekçesinde temerrüt faizi olarak 10.702.045.809 liranın hüküm altına alınmasını talep etmiş, bu isteme ilişkin herhangi bir hesaplama yapılmadığı gibi, mahkemece davacı lehine hükmedilen miktara nasıl ulaşıldığı da belli değildir. Öte yandan, karşı davalı lehine hükmedilen miktarın nasıl hesaplandığı belli olmadığı gibi kararda bu konuda bir gerekçe de yoktur.
Mahkemece yapılacak iş, konusunda uzman olan İMKB.sından bir uzman ile üniversite öğretim görevlilerinden ve bankacıdan oluşacak bilirkişi kurulundan taraflar arasındaki ilişkinin ne şekilde oluşup geliştiğinin saptanması ve özellikle banka kayıtları üzerinde yeniden inceleme yaptırılarak bilirkişi kurulundan rapor alınarak hasıl olacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeye, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı karar verilmesi doğru görülmemiş kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
2- Kabule göre de, davacı banka yönetim kurulunun iddia edilen krediye sonradan tek taraflı olarak icazet vermesi yeterli olmadığı gibi, davalı-karşı davacının bu konuda, bir talimatının olup, olmadığının araştırılmamış olması da doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) nolu bentlerde açıklanan nedenlerle taraf vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın taraflar yararına BOZULMASINA, 30.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin taraflardan alınarak yekdiğerine verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iaedisen, 3.12.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy