(6762 S. K. m. 4) (233 S. KHK. geç. m. 5)
Dava: T. Denizcilik İşlt. Gen. Müd. ile Çanakkale Çimento Tic. A.Ş. arasındaki davadan dolayı İstanbul Asliye 1. Ticaret Mahkemesince verilen 6.10.1997 gün ve 700 - 888 sayılı hükmü onayan dairenin 25.6.1998 gün ve 2146-4817 sayılı ilamı aleyhinde davacı vekili tarafından karar düzeltilmesi isteğinde bulunulmuş ve karar düzeltme dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının, müvekkilinin tekel yetki ve alanı içindeki ambarlı tesislerinden yaralanarak muhtelif gemilerden çimento boşaltma işi yaptığını ve bu süratle müvekkilinin tekel hakkını ihlal ettiğini ileri sürerek, tarifeye göre tekel hakkından kaynaklanan (2.057.000.000) lira zararın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, iskelenin Denizcilik Müsteşarlığının izni ile kullanılmış olup, davacının hiç bir hizmet vermediğini tekel hakkı da olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacının tekel hakkının bulunmadığı gibi davaya konu teşkil eden limanın idarenin izni ile yapılmış olmasına ve bu limanda hiç bir hizmet vermemiş olması gerekçeleriyle davanın reddine ilişkin tesis edilen karar Dairemizce onanmıştır.
Davalı vekili bu defa karar düzeltme isteminde bulunmuştur.
1 - Yukarıda açıklamalardan da anlaşılabileceği üzere davacı şirket, anasözleşmesinde yer alan tekel hakkına dayanak davalı şirkete ait ve onun tarafından inşa edilmiş limandaki yükleme ve boşaltma sebebiyle tekel hakkına dayalı olarak tahakkuk ettirilen ücreti ödemediğini ileri sürerek işbu tahsil davasını açmış bulunmaktadır.
Davalı taraf savunmasında öncelikle alacağın dayanağını teşkil eden tekel hakkının son bulduğunu ileri sürdüğüne göre önceliklebu konu üzerinde durulması gerekmektedir.
Konuya ilişkin yasal düzenlemelerin kronolojik sıraya göre incelenmesinde, dava konusu tekel hakkının davacının selefi durumunda olan Denizcilik Bankası'na 5842 sayılı Yasanın 8. maddesinde tanınmış bulunmaktadır. Bunu takiben yine davacı şirketi selefi durumunda olan T. Denizcilik Kurumu'nu düzenleyen ve 10.10.1983 tarihli 117 sayılı KHK.nin 4. maddesinde adı geçen kuruma bu hakkın tanındığı görülmektedir. Ne varki, bu düzenleme bilahare 15.5.1991 tarihinde çıkarılmış bulunan 3743 yasa ile yürürlükten kaldırılmış ve bu şekilde davacıya tekel hakkı tanıyan yasal bir düzenleme kalmamıştır. Davacı taraf her ne kadar gerek temyiz, gerekse karar düzeltme itirazlarında 233 sayılı KHK. döneminde vebu düzenlemeye dayanılarak oluşturulan kendi ana sözleşmelerinde bu hakkın devam ettirildiğini ileri sürüyor ise de bu görüşe itibar edilmesi mümkün görülmemiştir. Zira, öncelikle davacıya tekel hakkı getiren bir düzenleme 233. sayılı KHK.de yer almamıştır. Bu kararname genel çatısı itibariyle Kamu İktisadi Teşebbüslerini oluşturan İktisadi Devlet Teşekkülleri ile Kamu İktisadi Kuruluşlarını ve bunların müesseselerini, bağlı ortaklılarını ve iştiraklerinin genel yetki, görev ve çalışma düzenlerini belirleyen hükümler içermektedir. Bu sebeple de davacıya bu düzenlemenin ekini teşkil eden listede Ulaştırma Bakanlığı'na bağlı bir teşekkül olarak gösterilmiş olması tabii bulunmaktadır. Keza bu kararnamenin geçici 5. maddesine dayanılarak 14.11.1984 tarihinde düzenlenen ana sözleşmede davacının selefi kuruma tekel hakkının tanınmış olması da doğaldır. Zira, bu ana sözleşmenin düzenlenmesi sırasında tekel hakkının yasal dayanağını teşkil eden 117 sayılı KHK. yürürlükte bulunmuyordu. Ne varki, yukarıda da değinildiği gibi 117 sayılı KHK.ne 15.5.1991 tarihinde yürürlükten kaldırılmış olmakla ve bu düzenleme ile davacıya verilen tekel hakkı yeni bir yasal düzenlemeye kavuşturulmadığı için davacı şirket ana sözleşmesinde yer alan tekel hükmü yasal dayanağını yitirmekle üçüncü kişileri bağlayıcı niteliğini de kaybetmiş bulunmaktadır. Bu şekilde sadece anasözleşmede yer alan ve yasal dayanağını kaybeden tekel hakkı sonradan çıkarılan ve yenileri düzenleninceye kadar sadece teşkilatlanma yönünden eski anasözleşmelerin devamını sağlayan özelleştirmeye ilişkin 24.11.1994 tarihli 4046 sayılı 17/B maddesi hükmünün davacı şirkete tekrar tekel hakkını sağladığının kabulü mümkün bulunmamaktadır.
Bütün bu açıklamalar dikkate alındığında, sadece yasal bir düzenleme ile getirilmesi mümkün olduğu kuşkusuz olan davacıya tanınan tekel hakkının 117 sayılı KHK.nin 3743 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılmış olduğu hukuki gerçeği karşısında, davacı tarafın yasal dayanaktan yoksun kalan ve bu yöne ilişen karar düzeltme itirazlarının reddine karar verilmesi gerekmiştir.
2- Yukarıdaki kabul şekline göre, davacı vekilinin karar düzeltme sebebi yaptığı, limanın davacı tarafından idarenin izni ile yapılmış olmasının tekel hakkı sebebiyle ücret tahakkukuna engel teşkil etmeyeceği hakkındaki itirazı üzerinde durulmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1) numaralı bendde açıklanan nedenlerle davacı vekilinin yerinde görülmeyen karar düzeltme itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bendde gösterilen nedenle davacının diğer karar düzeltme sebebinin incelenmesi sonuca etkili olamayacağından incelenmesine gerek bulunmadığına, alınması gereken 1.569.400 lira karar düzeltme harcı peşin ödenmiş olduğundan bu harcın ve 3506 sayılı yasa ile değiştirilen HUMK.nun 442/3. madde hükmü uyarınca takdiren 1.250.000 lira para cezasının karar düzeltilmesini isteyenden alınarak hazine gelir kaydedilmesine, 13.11.1998 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy