(6762 S. K. m. 56, 57, 58) (551 S. K. m. 2, 15)
Dava: Taraflar arasındaki davanın İstanbul 5. Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 17.6.1998 tarih ve 1133-1003 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı karşı davalı K. Ltd. Şti. vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi V. Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili; müvekkilinin "Karafırın" isimli markayı 20.10.1995 tarihinde pastane, fırın, kafeterya, lokanta dallarında üretilen 116 tane ürün üzerinde kullanma yetkisi ile tescil ettirip yıllardan beri kullana geldiğini ve bu markayı meşhur ettiğini, davalının buna karşı aynı isim altında iki ayrı yerde işyeri ancak aynı yazı karakterinde ve aynı büyüklükte "Karafırın" yazılı tabelalar asmak suretiyle ve ayrıca tüm yazışmalarda, ambalaj kağıtlarında, kartvizitlerinde kullanarak müvekkilin markası ile iltibas yarattığını, davalının ticaret ünvanının Bafra Karafırın olarak tescil ettirdiği halde, tabelalarında sadece karafırın olarak kullandığını, davalının eyleminin marka hakkına tecavüz olduğunu ileri sürerek, tecavüzün önlenmesi ile davalının ticaret ünvanındaki "Karafırın" ibaresinin sicilden silinmesini talep ve dava etmiştir.
Birleşen davada davalı Bafra Karafırın vekili, Karafırın sözcüğünün markanın asli unsuru olmayacak isimlerden olduğunu, ayrıca bu ismi müvekkilinin davacıdan önce 1992 yılından beri kullandığını ve kendisinin meşhur ettiğini ileri sürerek, davacıya ait "Karafırın" markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; gerek esas gerek birleşen davada tarafların hemen hemen aynı tarihlerden beri Karafırın markasını kullandıklarının saptandığı ve bu durumda her iki tarafın da, münhasır bir kullanma yetkilerinin bulunduğu ve her ikisi bakımından bir haksız rekabetten söz edilemeyeceği, Karafırın sözcüğünün taraflardan birinin inhisarında bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, markaya tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesi istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkilinin "Karafırın" 20.10.1995 tarihinde pastane, fırın, kafeterya, lokanta dallarında 116 adet ürün üzerinde kullanılmak üzere tescil ettirdiğini, ancak tescilden önce de uzun yıllardan beri kullanıp meşhur ettiğini, buna karşın davalının aynı isimde işyerleri açarak "Karafırın" markasını kullandığını ileri sürerek, markaya tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesi isteminde bulunmuştur.
Davalı vekili, davanın reddini savunmakla birlikte, birleşen dava ile "Karafırın" markasını davacıdan önce kullanıp, maruf ve meşhur hale getirdiğini ve kendisinin üstün hakkı bulunduğunu bu nedenle davacı adına kayıtla "Karafırın" markasının hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini istemiştir.
27.6.1995 tarihinde yürürlüğe giren 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 6. maddesi uyarınca, marka korunmasının tescil yoluyla elde edileceği hükme bağlanmıştır.
Aynı Kararname'nin 35, 8/1-4 maddelerinde de, tescilsiz marka sahibinin tescil istemine karşı itiraz edilebileceği de, düzenlenmiştir.
Yine aynı kararnamenin 43. maddesi uyarınca, 42. maddede öngörülen hallerde bundan zarar görenlerin markanın hükümsüzlüğünü isteyebilecekleri de, hüküm altına alınmıştır.
Davacıya ait dava konusu markanın 20.10.1995 tarihinde tescil edildiği, ancak buna ilişkin ilan ve askının yapıldığı tespit edilmemiş olup, tescil başvurusunun anılan Kararname'nin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapıldığı anlaşılmıştır. O halde Kararname'nin geçici 1. maddesi gereğince, başvuru tarihindeki kanun hükümleri uygulanacaktır.
Bu bağlamda, dava konusu markadan kaynaklanan uyuşmazlığa 551 sayılı Markalar Kanunu'nun uygulanması gerekmektedir.
Anılan Kanun'un 15/1. maddesi hükmünde, "bir markayı ilk defa tescil ettiren kimse, o markanın hakiki sahibi sayılacağı" öngörülmüş olup, aynı Kanunu'nun 49. maddesi gereğince, marka sahibinin, markaya yapılan tecavüzün önlenmesini isteyebileceği belirtilmiştir.
Bunun yanında; yine aynı Kanun'un 15. maddesinin 2. fıkrası hükmünde "aynı markayı daha önce fiilen ihdas ve istimal ettiğini ve piyasada maruf hale getirdiğini tescil edilmiş marka sahibine karşı iddia ve bu iddiasını dava veya karşılık dava suretiyle kanıtlamak hakkını haiz" olduğu da, öngörülmüştür.
Somut olayda davacı yan, tescilli marka hakkına dayanarak tecavüzün önlenmesini talep etmiştir. Davacının tescilli markası terkin edilmediği sürece, markaya tecavüzün ve haksız rekabetin önlenmesini isteyebilecektir. Bunun yanında tescilli marka iptal edilmedikçe, tescilsiz marka sahibinin aynı işareti kullanmasına izin verilmesi de, olanaksızdır.
Davalı yan, birleşen dava ile davacıya ait markanın hükümsüzlüğünü ve terkinini istemiş ise de, talebi mahkemece reddedilmiş ve temyiz edilmeyerek kesinleşmiş bulunduğuna göre, davalı yan artık "Karafırın" markasını maruf ve meşhur ettiği savunmasına dayanarak bir hak iddia edilemez.
Bu durumda mahkemece, asıl davanın kabulü ile birleşen davanın reddine karar verilmek gerekirken, yazılı şekild hüküm kurulması doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 1.2.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy