(6762 S. K. m. 1242)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 19.03.1998 tarih ve 632-171 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili; müvvekkillerinin uhdesinde bulunan AR.62/371, İR. 510 ruhsat nolu maden (kömür) sahalarının 10.02.1965 günlü noterden rödövans sözleşmesi ile "istihsal olunacak kömürün beher tonu için ödenecek 2,50 TL.den davalıya devir olduğunu, daha sonra 01.03.1983 tarihinde rödövansın 10 TL/ton'a, 01.03.1984 tarihinde rödövans'ın 20 TL/ton'a, 03.03.1986 tarihinde ise rödövansçılara en yüksek kömür satış bedeli üzerinden %02,5 oranında rödövans ödemesi ve rödövansçıların tamamına yılda bir kere toplam 16 ton bedelsiz kömür veya istek halinde bedelinin ödenmesi ek sözleşmelerle kabul edildiğini, ancak günün ekonomik şartları, maden ruhsatlarının işletilmesi usullerindeki gelişmeler karşısında taraflar arasında dengesizlik oluştuğunu, davalıya yapılan müracaatların sonuçsuz kaldığını, 03.03.1986 tarihli son ek sözleşmede bir daha artırma talebinde bulunulmayacağı şeklindeki şartın geçerli olmadığını ileri sürerek halen binde iki buçuk olan rödövansın istihsal olunan beher ton için en yüksek satış fiyatı üzerinden yüzde 15 oranına çıkarılmasına, tüm hak sahipleri için tek kalem olarak ödenen yıllık 16 ton kömürü her bir hissedar için 16 ton olarak tespitine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; uyarlama şartlarının oluşmadığını, 1986 yılında yapılan ek sözleşme ile rızaen endeksin belirlendiğini, sözleşmede uyarlama talebini ber taraf edecek kaydın olduğunu, 8/b maddesinde bir daha artırım talebinde bulunmayacaklarını taahhüt ettiklerini, ayrıca 16 ton kömür ayın olarak belirlendiğinden artırılamayacağını, zira kömür fiyat artışının buna yansıtıldığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamından sözleşmeden dava tarihine kadar geçen süre kıyaslamalar gözönünde tutulduğunda sözleşmenin uyarlanması gerektiği sonucuna varılarak halen % 02,5 olan rödövansın beher ton için sorgun için şirketçe tespit edilmiş olan en yüksek piyasaya satış bedeli üzerinden binde 5 olarak rödövansçılara ödenmesine, halen tüm rödövansçılar için ödenen 16 ton kömürün her rödövansçı 16 ton olarak belirlenip rödövansçılara ödenmesine karar verilmiştir.
Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine,
2- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı vekilinin aşağıdaki bend dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine,
3- Ancak, taraflar arasındaki 03.03.1986 tarihli sözleşmede davacıların tümüne yılda 16 ton kömür veya bedelinin verileceği kararlaştırılmış olup, davacılar sözleşmenin bu şartınında uyarlanarak her bir ortağa 16'şar ton veya bedelinin ödenmesi istenmiş, mahkemece alınan bilirkişi raporunda bu hükmün uyarlama dışında kalması gerektiği bildirilmiş olmasına rağmen, mahkemece gerekçe gösterilmeden bu istemde aynen kabulüne karar verilmiştir.
Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık ilkesi yanında sözleşme serbestisi ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre kişiler, özel hukuk alanında özel ve tüzel kişilerle olan ilişkilerini, var olan hukuk düzeni için de kalmak koşuluyla diledikleri gibi düzenlemek, diledikleri konuda diledikleri ile diledikleri tipte sözleşme yapmak hak ve özgürlüğüne sahiptirler. Bu olanak, BK.da öngörülen sözleşme serbestliği ilkesinin bir sonucudur ve bu hak ve irade özerkliği (sözleşme hürriyeti) kavramı, Anayasa tarafından teminat altına alınmıştır.
O halde kişiler sözleşme serbestliği ilkesine göre "kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşme tiplerinden ayrı karma veya nev'i şahsına münhasır sözleşmeler yapmak ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit etmek ve bunların koşullarını diledikleri gibi tespit etmek, hukuka (yani; buyurucu ve yasak koyan hukuk kurallarına), ahlak ve adaba aykırı olmamak şartıyla kanun tarafından düzenlenmiş olan sözleşmelerin tipini değiştirmek ve konusunu yasal sınırlar içinde serbestçe tayin etmek hakkını haizdir. Diğer taraftan Devletin para ve kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının düzenli işlemelerini sağlayıcı tedbirler yanında, tüketicileri koruyucu tedbirleri de alacağı Anayasa tarafından düzenlemiştir.
Ahde vefa ilkesine göre; sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalı ve hükümlerine riyatet olunmalıdır. Sözleşmeye bağlılık ilkesi hukuki güvenlik, doğruluk ve dürüstlük kuralının bir gereği olarak, sözleşme hukukunun temel ilkelerinden biridir. Karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde edimler arasında mevcut olan denge, şartların olağanüstü değişmesiyle büyük ölçüde tarafların biri aleyhine katlanılmayacak derecede bozulabilir. Buna göre; akit apıldığı sırada mevcut bulunan şartlar önemli surette değişmişse artık taraflar sözleşme ile bağlı olmamalıdır. Bu görüş doktrinde "Emprevizyon Teorisi" adıyla anılır. Karşılıklı edimleri içeren sözleşmelerde edimler arasındaki dengenin olağanüstü değişmeler yüzünden alt-üst olması, borcun ifasını güçleştirmesi ve belkide imkansız hale gelmesi durumunda "işlem temelinin çökmesi" gündeme gelir. Bu gibi hallerde emprevizyon kuramı çerçevesinde kurulmuş olan bir sözleşmede değişikliklerin yapılması için hakimin sözleşmeye müdahalesi istenebilecektir. Bu halde Adalet, doğruluk ve dürüstlük kurallarına dayanılarak "Akdi temel esaslar genel hatları ile şunlardır; sözleşmeye bağlılık ve saygı esastır. Uyarlama daima yardımcı çözüm olarak düşünülmelidir. Sözleşmeye yönelik ve bağlantılı değerlendirmeler yapılmalı, özellikle tarafların farazi iradeleri yani; taraflar sözleşmede açık kalmış hukuki meseleyi sözleşmenin inikadı sırasında düzenlemiş olsalar da doğru ve makul düşünen taraflar olarak neyi kararlaştırabileceklerinin tespitine önem verilmelidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olayımıza baktımığızda ayın olarak tarafların serbest iradeleri ile belirledikleri tüm ortaklara verilecek 16 ton kömürün veya bedelinin ödenmesi, davacılar için zaman içinde artan fiyatlara göre artacağından ve sözleşme davacılar aleyhine zaman içinde değişmeyeceğinden bu talebin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde sözleşmenin mahiyetini değiştirir ve uyarlama kurallarına aykırı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bendde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bendde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (3) nolu bendde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, aşağıda yazılı bakiye 596.000.- lira temyiz ilam harcının temyiz eden davacılardan alınmasına, 04.02.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy