(1086 S. K. m. 237)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Çorum 2.Sulh Hukuk Mahkemesince görülerek verilen 26.5.1998 tarih ve 31-408 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi A. Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı davalı banka şubesinde bulunan kredi kartı hesabında, davalı tarafça haksız ve anlaşma dışı fahiş faiz uygulanmak suretiyle kendisinden tahsilat yapılmaya çalışıldığını, icra takip dosyasında 3.000.000 liradan banka borcun olmadığını, buna ilişkin olarak açılan davanın reddedildiğini, ancak davalı banka ve vekili olan diğer davalının kasıtlı ve gerçeğe uygun olmayan talepleri ile icra takip dosyasında kabul edilen borcun dışında 14.825.000 lira fazla tahsilat yapıldığını ileri sürerek, fazla tahsil edilen miktarın 7.11.1996 tarihinden itibaren %80 faizi ile, ayrıca her bir davalıdan 5.000.000'er lira manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Davalı asil ve banka vekili, davacının aynı içerikli taleplerinin daha önce açılan davada reddedilip kesinleştiğini ortada kesin hüküm bulunduğunu, kendisinin banka vekili olarak hareket ettiğinden husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, Çorum Asliye 3.Hukuk Mahkemesinin 1994/304 Esas 1995/356 karar sayılı kesinleşmiş dosyasındaki taleplerin, bu davadaki talepler ile aynı olduğu gerekçesiyle kesin hüküm nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı temyiz etmiştir.
HUMK. nun 237.maddesi uyarınca kesin hükmün oluşması için davanın taraflarının, müddeabihinin ve dayanılan vakıaların her iki dava için aynı olması ve ilk kararın kesinleşmiş olması gerekmektedir. Temyize konu davada ise ilk davanın tarafları ile ayniyet olmadığı gibi, müddeabihleri de farklıdır. O halde, kesinleşen ilk karar temyize konu iş bu dava için kesin hüküm oluşturmaz. Ancak, ilk davada istenen miktar temyize konu işbu davada ilk davanın tarafları açısından kesin delil niteliği taşıyabilir. Mahkemece, bu hususlar göz önünde bulundurulmaksızın davanın kesin hüküm nedeniyle reddi doğru görülmemiş bu nedenle hükmün davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile davacı yararına hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 01.03.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy