(6762 S. K. m. 1282)
Dava: Taralar arasındaki davanın Ankara asliye 3. Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 17.12.1998 tarih ve 1998/684 - 1998/1035 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Deniz Biltekin tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı sigorta şirketine kasko sigortası ile sigortalı olduğunu, aracın kazaya uğrayıp hasarlandığını, 3. bir şahsa ait aracın müvekkiline ait araca arkadan çarpıp kaçtığını, bu nedenle ortada tek kaza yapan araç olduğundan kaza raporu düzenlenmediğini, bunun yerine matbu tutanak düzenlendiğini, alkol muayenesi yapıldığını, olayın müvekkiline iletildiğinde yeniden aynı işlemlerin yapıldığını ileri sürerek, 468.425.000 TL nin ödeme yapılamayacağına dair yazının tarihi olan 5.3.1998 tarihinden itibaren reeskont faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, araç sürücüsünün kazadan sonra karakola müracaat edip, kazayı yapan araç sürücüsü ile anlaştıklarını, ondan şikayetçi olmadığını, tutanak tutulmasına gerek olmadığını belirterek kaza raporunun tutulmasını engellediğini, daha sonra kazadan yaklaşık 4 saat sonra jandarmaya müracaat edip olay saatini değiştirdiğini, çarpan aracıda tespit edemediğini, beyan edip kusurlu araçtan zararının tahsilini engellediğini, sorunun rücu imkanının ortadan kaldırılması değil çelişkili ve makul olmayan beyanlarından kaynaklandığını ve talebin karşılanmasının mümkün olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamından 17.8.1997 günlü tutanakta davacının sürücüsünün diğer sürücü ile anlaştığını belirterek kaza raporu tanzimine gerek olmadığını bildirmesi ile sigortalı araç sürücüsünün sigorta poliçesinde getirilen yükümlülüklerini yerine getirmeyerek hem poliçeye aykırı davrandığını hemde sigorta şirketinin rücu hakkını engellediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Davalı şirkete kasko sigortalı olan davacıya ait araçtaki hasarın (rizikonun) poliçe yürürlük süresi içerisinde meydana geldiği taraflar arasında uyuşmazlık konusu değildir. Ancak, rizikoyu doğuran olayın davacı tarafından iddia edildiği gibi gerçekleşmediği, bir başka deyişle davacının hasarı doğuran trafik kazasını gerçeğe uygun biçimde davalı sigortacıya bildirmediği doğru ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediği davalı şirket tarafından savunulmuştur. Ne varki, hasara yol açan olayın bildirilenden farklı şekilde gerçekleşmiş olması tek başına rizikoyu sigorta güvencesinden yoksun kılma sonucunu doğurmamaktadır. Çünkü, kural olarak TTK.nun 1282. maddesi hükmü uyarınca sigortacı, geçerli bir sigorta ilişkisi kurulduktan sonra oluşan rizikolardan sorumludur. Sigortacının bu sorumluluktan kurtulabilmesi için, gerçeğe uygun olarak bildirilmeyen rizikonun gerçekte ne şekilde meydana geldiğini ve teminat dışı kaldığını veya zarar sorumlularına karşı rücu hakkını etkisiz kılma sonucunu doğurduğunu ispat etmelidir. bu açıklamalara göre olayımızda hükme dayanak yapılan 17.8.1997 günlü tutanak matbu olup, borcu sona erdiren işlem niteliğinde olmayıp, cezai soruşturmadan vazgeçme anlamındadır. Maddi tazminat isteminden vazgeçildiğine dair beyan yoktur. O halde, mahkemece tarafların tazminat konusunda delilleri toplanarak ve gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarı açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı lehine (BOZULMASINA), 20.5.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy