(6762 S. K. m. 1264/1, 1297/2) (818 S. K. m. 101, 106)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce görülerek verilen 18.3.1999 tarih ve 1998/1011 - 1999/76 sayılı kararın yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili müvekkiline ait aracın davalı sigorta şirketine kasko poliçesi ile sigortalı olduğunu, sigorta priminin peşin kısmı ile ilk üç taksidinin yatırıldığını, böylelikle sigortacının sorumluluğunun başladığını, dördüncü taksidin vade tarihi olan 9.7.1998'de yatırılmayıp 31.7.1998 tarihinde yatırıldığını, aracın da, 28.7.1998 tarihinde meydana gelen kazada hasarlandığını, davalı şirketin pimin zamanında yatırılmadığı gerekçesiyle sigorta tazminatı ödemediğini ileri sürerek, 4.000.000.000.- lira sigorta tazminatının davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, TTK'nın 537 sayılı KHK ile değişik 1297/2. maddesinin ipta nedeni ile kaza tarihinde yürürlükte bulunmadığı, ancak taraflar arasındaki kasko poliçesinde özel hükümler bulunduğu, karşılıklı edimleri havi akitlerde ihtilaf halinde öncelikle sözleşme hükümlerinin uygulandığı, poliçe özel şartlarında taksiterden birisinin vadesinde yatırılmaması halinde sigortalının temerrüde düşeceği, temerrütten itibaren 15 gün içinde dahi taksit yatırılmazsa, bu müddetin bitiminden itibaren 15 gün süre ile sigorta teminatının duracağı, teminatın durduğu süre içinde rizikoun gerçekleşmemesi şartı ile primin ödenmesi halinde teminatın durduğu yerden devam edeceği, bu sürenin sonuna kadar prim ödenmediği takdirde, sigorta sözleşmenin feshedilmiş olacağının öngörüldüğü, somut olayda ise teminatın durduğu bu süreden sonra kazanın meydana geldiği, bu tarihe kadar prim taksidi ödenmediğinden artık sigorta sözleşmesinin kendiliğinden feshedilmiş hale geldiği, kazadan sonra taksit ödenmesinin sözleşmeyi geçerli hale getirmeyeceği ve davacının feshedilen sözleşmeye dayanarak tazminat istemeyeceği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 9.3.1998 tarihinde düzenlenmiş olan kasko sigorta poliçesine özel sözleşme hükmü anlamında olduğu savunulan "kasko sigorta poliçesi ödeme planı" başlıklı ekteki ve poliçenin düzenlendiği tarihte yürürlükte olan TTK'nın 537 sayılı KHK ile değiştirilen 1297/2. maddesi hükmünün tekrarı niteliğinde olan koşulların bu sözleşme hükmünün poliçeye dercine neden olan KHK hükmünün Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmesinden ve bu mahkemece belirlenen sürenin dolmasından sonra da geçerli olup, olamayacağı noktasında toplanmaktadır.
Anılan sözleşme hükmünün dayanağı olan TTK'nın 1297. maddesinde, 537 sayılı KHK değişikliğinden önce can ve mal sigortaları ayırımı yapılmaksızın sigorta primin vadelere bölünerek taksitlerle ödenmesi kararlaştırılan hallerde, vadesinde prim taksidinin ödenmemesi halinde sigortacının keyfiyeti sigorta ettirene ihtar etmesi ve bu ihtarnamenin tebliğinden itibaren 1 ay içeririsinde taksitin ödenmemesi halinde sözleşmenin fesh edileceği hükme bağlanmıştı. Bu düzenleme tarzının, BK'nın 101 ve 106. madde hükümlerine parelel bir nitelik taşıdığı açıkça görülmektedir.
537 sayılı KHK ile anılan madde, can sigortaları bakamından ilke olarak aynen muhafaza edilirken, bu maddeye eklenen 2. fıkra ile diğer sigortalarda değişik bir düzenlemeye gidilerek prim taksidinin vadesinde ödememesi halinde kendiliğinden temerrüt, bu tarihten itibaren 15 günlük ödememe süresi içinde poliçe hükümlerinin askıya alınması ve bu sürenin bitimi halinde de poliçenin (sözleşmenin) kendiliğinden feshi öngörülmüştür.
İki madde hükmünün karşılaştırılmasındanda anlaşılacağı üzere son düzenleme, açıkça sigorta ettiren aleyhine ağır hükümler içermektedir. Nitekim, doktrinde de bu değişiklik eleştiriye tabi tutulmuş ve bu hükmün gerek sigorta hukuku, gerekse sigortacılık bakımından çok sakıncalı bulunduğu ifade edilmiştir (Bkz. Prof. Dr. R. Kender, Türkiye'de Hususu Sigorta Hukuku, I, 6. Bası, İst. 1999, Sh. 169 vd., Prof. Dr. A. Bozer, Sigorta Hukuku, sigortacılar serisi No. 2, Ank. 1996, Sh. 114).
Bu genel açıklamalardan sonra, Anayasa Mahkemesi'nce TTK'nın 1297. maddesine ikinci fıkrayı getiren 537 sayılı KHK'nin iptali ve yine bu mahkemece iptalin yürürlüğe girebilmesi için tanınan sürenin dolmasını müteakip bu poliçelere dercedilen bu hükümlerin doğuracağı hukuki sonuçlar üzerinde durulması gerekir.
Bu konuda öncelikle belirlenmesi gereken husus, bu aşamada bir yasa boşluğu oluşup, oluşmadığı olmalıdır. TTK'nın 1264/1. maddesi hükmüne göre, bu kitapta (Sigorta Hukuku) hüküm bulunmadıkça, sigorta sözleşmeleri hakkında Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alındıına göre, aynı konuyu düzenleyen BK'nın 101 ve onu izleyen maddelerdeki temerrüt ve fesih hükümlerinin uygulanması gerekecektir. Bu durum karşısında anılan KHK'nin iptali ile bir yasa boşluğunun oluşmasından söz edilemez. O halde, TTK'nın 1297. maddesi hükmü yerine BK'nın 101 ve 106. maddelerdeki hükümler uygulanması gerekecektir. Oysa, özel sözleşme hükmü olarak konulduğu savunulan poliçe ikendike ve iptal edilen TTK'nın 1297/2. maddesi hükmünü aynen içeren, ihtarsız askıya alma ve fesih ihbarsız fesih soncunu doğuran düzenlem eşekli Borçlar Kanunu'nun yukarıda değinilen hükümlerine aykırı ve daha ağır sonuçları içermektedir. Bilindiği üzere TTK'nın 1264/4. maddesi hükmü uyarınca bu fıkrada belirlenen yasal düzenlemelerin aksine sözleşme hükmü getiriemeyecektir. Getirildiği takdirde ise bu sözleşme hükümleri değil, yasa hükümleri re'sen uygulanacaktır Bu nedenle davalı sigortaca savunulan özel sözleşme hükümlerinin geçerli olacağına ilişkin görüşe itibar edilmesi mümkün görülmemiştir.
Kaldı ki, anılan özel sözleşme hükmü poliçeye tarafların ve özellikle sigorta ettirenin özgür iradesi ile değil, TTK'nın yine 537 sayılı KHK ile değiştirilen 1297. maddesinin 2. fıkrasının emredici hükmü uyarınca ve o düzenlemeye göre sigorta ettireni uyarma ve onu koruma amacı ile poliçeye derc olunmuştur. Anılan düzenleme hükmü Anayasa Mahkemesi'nce iptal edilmiş bulunmasına göre, iptal edilen yasa hükmü uyarınca konulmuş hükmün sözleşme hükmü olurak korunmasının da hiçbir yasal dayanağı bulunmamaktadır.
O halde, mahkemenin aksine görüşü içeren hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.9.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy