(556 S. KHK. m. 3, 6, 9, 76, 77)
Taraflar arasındaki Mersin Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek bozmaya uyularak verilen 14.5.1999 tarih ve 1999/54- 1999/244 sayılı kararın Yargıtay incelemesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla duruşma için belirlenen 21.9.1999 günde davacı avukatı Serhat Tepe ile davalı avukatı Can Kayhan gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Harun Kara tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin Türkiye'de de tescilli BA..AN marka sigaraların tek üreticisi olduğunu, davalının aynı markayı taşıyan sigaraları Bulgaristan'da taklit olarak ürettirdiğini, pazarlamak ve dağıtmak üzere getirdiği Mersin serbest bölgesinde savcılıkça mallara el konulduğunu, davalının bu eyleminin müvekkilinin marka haklarına tecavüz ve haksız rakebet olduğunu ileri sürerek, davalının haksız tecavüz ve rekabetinin önlenmesine, elde edilen sigortaların imhasına, on milyar lira maddi ve beş milyar lira manevi tazminatın tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, söz konusu sigaraların patent ve marka sahibi tarafından Bulgaristan'da üretildiğini, müvekkili tarafından yasal yollardan üçüncü pazar ülkelere satılmak üzere Mersin Serbest bölgesine getirildiğini, serbest bölgede marka haklarının korunmasına dair hükümlerin uygulanamayacağını, sigaraların taklit olmadığını, yurt içine pazarlamanın sözkonusu olmadığından haksız rekabet sözkonusu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere nazaran, "BA..AN" marka sigaraların 18.3.1991 tarihinde 10 yıl süreli olarak davacı adına tescil edilmiş olup, 556 sayılı KHK'nın 6 ve 9/3 maddeleri gereğince davacının Türkiye'de bu marka üzerinde inhisarı hakkının doğduğu, markaların ülkeselliği prensibi gereğince, davalının Bulgaristan'da mevcut tescile dayanamayacağı, davacı marka tescilinin sağladığı koruma ve haklar nedeniyle bu markalı ürünlerin yurt dışında da olsa getirilemeyeceği gibi, aynı markalı ürünlerin yurt içinde de üretilemeyeceği, serbest bölgelerin ülke coğrafi sınırları içinde olması ve 556 sayılı KHK.nin 77/B maddesi hükmü nazara alındığında, gerek 556 sayılı KHK ve gerekse haksız rekabete ilişkin yasa hükümlerinin serbest bölgelerde ve transit geçen mallar hakkında da uygulanabileceği, bu itibarla davalı eyleminin marka haklarına tecavüz ve haksız rekabet olduğu, ancak serbest bölgeye getirilen sigaralar henüz pazarlanmadan el konulmuş olup, davacının maddi zararının bulunmadığı gerekçesi ile, davanın kısmen kabulüne, davalının dava şirket adına tecilli BA..AN marka sigaraları satmak suretiyle vaki haksız rekabet ve tecavüzünün önlenmesine, bir milyar lira manevi tazminatın tahsiline, elde edilen sigaraların imhasına karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1-Dava, tescilli marka haklarının korunması ve ayrıca haksız rekabet hükümlerine dayanılarak açılmış ve markaya vaki haksız tecavüz ile rekabetin önlenmesi ayrıca bu sebeple oluşan maddi ve manevi zararların giderilmesine ilişkin bulunmaktadır.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılabileceği üzere davacı markası Türkiye'de tescilli bulunmakta, davalı markası ise Türkiye'de tescilli olmamakla birlikte üretildiği ülkede yani Bulgaristan'da tescilli bulunmaktadır. Markaların korunması, ülkemizde yürürlükte bulunan 556 sayılı Markaların Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 3,6 ve 9 uncu maddelerine göre ilke olarak, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde geçerli bulunmaktadır. Markaların korunmasının ülkeselliği adı da verilen bu ilke, her ülkenin kendi sınırları içerisinde ve mevzuatına göre tescil edilmiş bir markayı koruma siyasetinin bir ifadesi olmaktadır. Bu itibarla mahkeme karar gerekçesinde yer verilen davacı markasının, Türkiye'de tescilli olması itibariyle yurt dışında tescilli olan ve fakat Türkiye'de tescilli olmayan bir markaya karşı marka haklarının korunması gerektiğine ilişkin ve markanın ülkeselliği ilkesini benimsemesi esas itibariyle doğrudur.
Ne var ki, dava konusu olayda davalı taraf Bulgaristan'da tescilli Ba..an markalı orijinal nitelikteki sigarayı Mersin'de bulunan serbest bölgeye getirmiş ve Türkiye'ye sokmak, yani ithal etmek konusunda hiç bir girişimde bulunmamıştır. Davalı taraf bu sigaraların Türkiye'ye ithali için değil, bir başka ülkeye gönderilmek üzere serbest bölgeye getirildiğini savunmuştur. Bu savunmanın aksi de kanıtlanabilmiş değildir. Zaten Türkiye'ye doğrudan ithal amacı olan firmanın bu ürünleri serbest bölgeye getirmesi ikincil bir varsayımdır. İthal için kural ve esas olan, doğrudan gümrük aracılığı ile ülkeye malın sokulmasıdır.
Nitekim, markaların korunabilmesi için ihtiyati tedbir yolunu düzenleyen anılan kararnamenin 76 ve 77 nci maddelerinin birlikte değerlendirilmesinde, bir markanın Türkiye'de tescil edilmiş bir marka haklarına tecavüz edecek şekilde Türkiye'de kullanılmakta olduğunu ve kullanılması için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek koşulu ile 77 nci maddede belirtilen tedbirlerin uygulanabileceği açıkça anlaşılmaktadır. Bir başka deyişle, serbest bölgeye sokulan benzer markalı malın Türkiye sınırları içinde kullanılmakta olduğunu veya bu konuda yurda sokulabilmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığının davacı tarafından kanıtlanabilmesi halinde bu durum Türkiye'de tescilli aynı markaya karşı tecavüz eylemi içinde olduğu kabul edilebilecektir. Oysa, davada bu husus davacı tarafından kanıtlanabilmiş değildir.
Bu durumda davanın özelliği itibarı ile markanın ülkeselliği prensibinin uygulanma amacı da gerçekleşmediği dikkate alınarak, davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmiş olması isabetli bulunmamıştır.
2-Kabul şekline göre ise, Türkiye'ye ithal edilmemiş ve davacı markasının itibarını menfi yönde etkilemiş bir vakıada bulunmadığı ve aynı sebeplerle maddi tazminat istemi reddolunduğu halde, yine aynı gerekçelere dayanılarak davacı lehine manevi tazminata hüküm kurulmuş olması da doğru görülmemiştir.
3-Yukarıda açıklanan bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) ve (2) numaralı bendlerde açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, 65.000.000 TL vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere geri verilmesine, 23.09.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy