(6762 S. K. m. 1292, 1299) (818 S. K. m. 101)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 30/6/1999 tarih ve 1997/211-1999/287 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Verda Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve iyen dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin aracını davacı şirkete kasko sigorta poliçesiyle sigortalattığını, sigorta kapsamındayken meydana gelen kazada hasar bedeli 390.607.000 TL. nin isteme karşın ödenmediğini ileri sürerek, bu miktarın davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının aracında meydana gelen hasarın iddia edilen yerde meydana gelmesinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davanın reddine dair karar Dairemizce bozulduktan sonra bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, davalı sigorta şirketinin müdahil olduğu ve davacı ile dava dışı 3. trafik polisi hakkında dava konusu trafik tespit tutanağına ilişkin kamu davasının beraatla sonuçlanıp kesinleştiği davacının uğradığı zararın 337.169.591 TL olarak belirlendiği raporun hüküm kurmaya yeterli bulunduğu gerekçesiyle, 337.169.591 TL. nin olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline fazla istemin reddine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dosyadaki yazılara mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve delillerin takdirince bir isabetsizlik bulunmamasına ve bozma ilamı ile davacı lehine usulü müktesep hak oluşturduğundan, davalının aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Ancak, kasko sigortasına dayalı tazminat davaları, sözleşmeden kaynaklanan tazminat davaları niteliğinde olduğundan temerrüde ilişkin sözleşme hükümleri mevcutsa yasanın emredici hükümlerine aykırı düşmedikçe öncelikle bu hükümler uygulanmalıdır.
Kural bu olmakla birlikte, şayet sigortacı rizikonun sigorta teminatı kapsamına girmediğini savunmuşsa bu durumda sözleşme maddelerinin uygulama alanı ortadan kalkar ve genel hükümlere tabi olur. Konuyu düzenleyen TTK'nun 1299/1 nci maddesi yollaması ile aynı Yasanın 1292/1 nci maddesi uyarınca, bu maddede belirtilen tarihte sigorta teminatı muaccel hale gelir ve yine BK. nun 101/2 nci maddesi gereğince, ihbar olunan günün bitimi ile sigortacı temerrüde düşer.
Bu durumda mahkemece, rizikonun gerçekleştiğini davacı tarafından davalıya ihbar edildiği tarihin tarafların kanıtlarına dayalı olarak saptanması ve ayrıca davacının davalıya gönderdiği ihbarnamenin dosya içerisine getirtilerek, bu ihbarda verilen önelin niteliği ve kapsamının dikkate alınması ve ihtarda ihbar tarihi sonrası bir tarih için temerrüde düşürme amacıyla düzenleniş ise, ancak o zaman davalının temerrüde düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren temerrüt faizine hükmedilmek gerekirken bu hususlar dikkate alınmadan, olay tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte yazılı nedenlerle, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 2 nolu bentte yazılı nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine 27.12.1999 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy