(6762 S. K. m. 70, 83, 84, 85, 86) (2004 S. K. m. 67)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Kocaeli 1. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce görülerek verilen 24.12.1999 tarih ve 1998/215-1999/607 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi S.Ç. tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin sahibi olduğu otobüs ile alt taşıyıcı olarak davalı şirketin taşıma işini yaptığını, Ağustos 1996 ile Aralık 1997 arasında çalıştığı döneme ilişkin olarak otobüs kira ücretini davanın eksik ödediğini 825.844.000 lira asıl alacak ile gerisi işlenmiş faiz olmak üzere toplam 1.178.860.000 lira alacağın tahsili için başlattıkları takibin, davalının haksız itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına, icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin borcunun ödediğini, kaldı ki iddia edilen alacağın likit alacak niteliğinde olmadığından inkar tazminatı istenemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiş, davacının kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlar benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda davacı tarafın kesin süreye rağmen ticari defterlerini ibraz etmediği, davalı tarafın ibraz ettiği defterlerin de usulüne uygun tutulmuş olması nedeniyle davacı aleyhine delil teşkil ettiği, davalı defterlerine göre davalının borcunun bulunmadığı gerekçeleriyle davanın reddine, alacağın % 40 karşılığı olan 471.544.000 lira icra inkar tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-) Dava, aracının üst taşıyıcıya kiraya vererek onun adına yaptığı taşımaya tahsis eden alt taşıyıcının sözleşmeden doğan kira alacağının tahsili istemine ilişkindir.
Uyuşmazlık, kira alacağının ödenip ödenmediği üzerinde toplanmaktadır. Davacı, alacağın ödenmediğini ileri sürerken davalı ödendiğini savunmuştur. Davacı, kanıt listesinde alacağa ilişkin faturalara ve davalının 1996 ve 1997 yıllarına ait ticari defterlerine dayanmış davalı taraf ise kanıt listesi vermemiş, ticari defterlerinin bilirkişiye tevdi etmekle yetinmiştir.
Davalının defterlerini ibraz etmesi üzerine mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen raporda, davalının defterlerinin usulüne uygun tutulduğu belirtilmiş ise de, 1997 yılı yevmiye ve envanter defterlerinin asılış ve kapanış tasdiklerinin bulunmasına karşın 1996 yılına ait envanter, yevmiye ve kebir defterlerinde kapanış tasdikinin bulunmadığı buna ilişkin raporda yapılan dökümden açıkça anlaşılmaktadır.
Bilirkişi, TTK'nun 70. maddesinde sadece açılış tasdikinden bahsedildiğinden ve bunun da yerine getirildiğinden bahisle davalı defterlerinin usulüne uygun tutulduğunu kabul etmiş, davacının ibraz ettiği defteri kebirde yazılı hesap dökümü ile karşılaştırma yaparak davalı defterlerinde yazılı kayıtlardan, davacıdan alınan faturalarda yazılı alacak miktarının tamamının ödendiği sonucuna varmış, TTK'nun 70. ve 86. maddelerinden bahsederek ticari defterlerini davacının ibraz etmediğini, dolayısıyla davalı defter kayıtlarının davacı aleyhinde delil oluşturduğunu açıklamıştır.
Oysa davacı taraf kendi ticari defterlerine dayanmamış olduğundan ibraz etmediğinden bahisle davalı defterlerinin davacı aleyhine delil oluşturduğunu söylemek mümkün değildir.
TTK'nun 83/2. 84, 85. ve 86. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde denilebilir ki, taraflardan birinin karşı tarafın ticari defterlerine dayanması halinde karşı tarafın ticari defterleri ibraz etmesi ve defterlerin yasaya uygun tutulmuş olması koşullarıyla defterlerdeki lehe kayıtlar karşı taraf teline delil sayılır. İbraz edilen defterler usulüne uygun tutulmamışlarsa kayıtlardan sahibi aleyhine olanları delil teşkil eder, lehe olan kayıtlar artık karşı taraf lehine delil olarak değerlendirilemez.
Davalının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı rapordan anlaşıldığına göre, borcun ödendiğine ilişkin kayıtlar artık davalı lehine delil sayılamaz. Bu durumda, davalı tarafın TTK'nun 85. ve 86. maddelerinden yararlanması artık mümkün olmaz. Kaldı ki davalı taraf ödenmeye ilişkin makbuzları bilirkişiye tevdi etmemiştir. Ödemelere ilişkin kayıtların dayanakları durumundaki ödeme makbuzlarının davalı elinde bulunması gerektiğine ve davalı ibraz edemediğine göre kayıtlar bu sebeple de davacı aleyhine değerlendirilemez.
Defterlerin usule uygun olması tek başına yetmemekte, kayıtların dayanak belgeleriyle desteklenmesi gerekmektedir. (YHGK. 21.02.1972 tarih ve 591/975 sayılı içtihadı)
Bu durumda mahkemece, ispat yükü üzerinde olan davalı taraf ödeme savunmasını kanıtlayamadığından davanın kabulüne ve itirazın iptaline karar verilmek gerekirken, TTK'nun sözü edilen maddelerinde yazılı esaslara ters düşen bilirkişinin kanaat ve raporuna itibar edilerek yazılı gerekçelerle davanın reddi bozmayı gerektirmiştir.
2-) Yukarıda açıklanan bozma neden ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdi incelenmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı şirket yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 20.04.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy