(1163 S. K. m. 53)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 30.2.1999 tarih ve 1999/239-595 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı kooperatif ortağı olup, akçalı yükümlülüklerini yerine getirmediğinden bahisle hakkında ihraç kararı alındığını, oysa müvekkilinin 9.10.1994 tarihli genel kurul kararı uyarınca ödeme yaptığından herhangi bir borcu bulunmadığını ileri sürerek ihraca ilişkin 28.4.1999 tarihli yönetim kurulu kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davaya cevabında, 9.10.1994 tarihli genel kurulda aidat ödenmeyeceği ve tüm ödemelerin kooperatif tarafından karşılanacağına dair bir karar alınmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, iddia, savunma, dosyadaki kanıtlar ve bilirkişi raporuna nazaran, davacıya kooperatifçe gönderilen ihtarnamelerdeki borç miktarıyla, gerçek borç tutarı arasında bir miktar fark olmasına rağmen bu farkın davacının borcunun %15 inden fazla olmadığı gibi, davacının bu fazlalık nedeniyle ödeme yapamadığını da iddia etmediği, ihtarnamelerin yasa ve anasözleşmeye uygun olduğu gerekçeleriyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, davalı hakkında alınan ihraç kararının iptali istemine ilişkindir.
9.10.1994 tarihli genel kurulda daire bedellerinin belirlenerek ortaklara dağıtılmasına dair karar alındığı, davacının da bu haktan faydalanarak bedelini ödemek suretiyle 7. Blok 19 numaralı daireyi aldığı tartışma dışıdır. Anılan genel kurulun yasa, anasözleşme ve iyiniyet kurallarına aykırı olduğu kooperatifçe ileri sürülüp, geçersizliği iddia edilmediğine göre, artık davacı hakkında ihraç prosedürünün uygulanmasının iyi niyet kurallarıyla bağdaştığından söz edilemez. Bu durumda daire bedelinin taraflar arasında ya uzlaşma, ya da yargılama yoluyla tespiti ve ortaktan tahsili gerekirken, yazılı olduğu şekilde ve iyiniyet kurallarına aykırı biçimde ihraç kararını onaylar biçimde hüküm tesisi doğru olmamış ve kararın açıklanan nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 15.05.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy