(6762 S. K. m. 47/2, 52)
Taraflar arasındaki davanın (Bafra Birinci Asliye Hukuk Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 16.12.1999 tarih ve 1998/375-1999/417 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacılar vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için tetkik hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkili şirketin "G.... K...." ticaret unvanını tescil ettirdikten sonra, davalı şirketin "Ö.... G...." olan unvanını "G.... K...." şeklinde tescil ettirdiğini, ticaret unvanını kullanım hakkının münhasıran kendilerine ait olduğunu, davalı yanın kötü niyetle bu davranışı yaptığını, tarafların daha önce ortak olduğunu, davalıların hala ortaklarmış gibi bir izlenim yaratmak istediklerini, bu durumun 3-kişileri yanıltıcı bir eylem olup, haksız rekabet oluşturduğunu ileri sürerek, davalının unvana tecavüzünün ve haksız rekabetinin önlenmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davalı şirketin ortaklarına husumet yöneltilemeyeceğini, davalı şirketin ortakları ile, müvekkili şirket ortaklarının amca çocuğu olduklarını ve hısımlık nedeniyle aynı soyadını taşıdıklarını, bu nedenle "G.... K...." ibaresinde iltibas ve haksız rekabetin söz konusu olmadığını, müvekkilinin tescilinin daha eski olduğunu, iştigal alanlarının da farklı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkeme, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, yaptırılan bilirkişi incelemesinde, davalı şirketin daha önce kurulmuş olduğu, davacı şirketin aynı unvan ile daha önce faaliyette bulunduğunu kanıtlayamadığı her iki şirketin aynı soyadını taşıyan hısımlar tarafından kuruluş olması nedeniyle unvanlarında yer verdikleri "G.... K...." ve "Ö...." eklerinin soyadlarından neşet ettiği, bunun ise mahalli örf ve ticari teamüllere uygun bulunduğu, şirket konularında bazı farklılıklar bulunduğu, dolayısıyla iltibasın söz konusu olmadığının belirtildiği, aynı soyadını taşıyan kişilerin bu soyadını kullanabileceklerinin Yargıtay İçtihatlarınca da, kabul edildiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, ticaret unvanına tecavüz ve haksız rekabetin önlenmesi istemine ilişkindir. Unvana tecavüz eden ve haksız rekabeti yapan davalı şirket tüzel kişiliği olduğuna göre, davanın sadece şirket hakkında açılabileceği, gerçek kişi ortaklara böyle bir dava yöneltilemeyeceği ve bu kişiler hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddi gerekirken, esas yönünden reddi doğru değil ise de, davalı ortaklar hakkında verilen red kararı sonucu itibariyle doğru görüldüğünden kararın bu bölümünün onanması gerekmiştir.
2- Ancak TTK.nun 52. maddesinde "usulen tescil ve ilan edilmiş olan ticaret unvanını kullanmak hakkı, münhasıran- sahibine olacağı" öngörülmüştür. Davacı şirketin "G.... K...." ibaresini taşıyan unvanı 4.4.1998 tarihli Sicil Gazetesi'nde ilan ettirdiği, davalının ise "Ö...." ibareli unvanı kullanırken 4.5.1998'de "G.... K....." ibareli unvanı tescil ettirdiği konusunda uyuşmazlık yoktur. Yukarıda belirtilen kanun hükmü karşısında, dava konusu unvanı kullanma hakkı yalnızca davacı şirkete aittir. Ancak, her iki şirketin ortaklarının soyadının G.... olduğu da, ihtilafsızdır.
TTK.nun 47/2. maddesinde "bir hükmi şahsın ticaret unvanına Türkiye'nin herhangi bir sicil dairesinde daha önce tescil edilmiş bulunan diğer bir unvandan ayırt edilmesi için gerekli olduğu takdirde, lüzumlu ilavelerin yapılması zorunludur" hükmü yer almıştır. Davacı şirket, "G.... K...." unvanını daha önceden tescil ettirip, kullanma hakkına sahip olduğuna göre, aynı soyadı taşıyan kişilerden oluşan davalı şirketin unvanında "G.... K...." ibaresini kullanma hakkı mevcut ise de, anılan kanun hükmü çerçevesinde ayırt edici ilaveler yapma zorunluluğu bulunduğu da, bir gerçektir. Davalı şirket unvanında bu anlamda ayırt edici ilaveler bulunmadığı ve unvanı davacınınkiyle tıpa tıp benzer şekilde kullanmak istediği anlaşıldığına göre, davanın kabulüne karar verilmek gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi doğru görülmemiş ve kararın bu nedenlerle bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) no'lu bentte yazılı nedenlerle kararın (ONANMASINA), (2) no'lu bentte yazılı nedenlerle kararın davacı yararına (BOZULMASINA), ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29.5.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
YKD Ocak 2001
Full & Egal Universal Law Academy