(818 S. K. m. 42, 43, 105) (YHGK 10.11.1999 T. 1998/13-353 E. 1999/929 K.)
Dava: Taraflar arasındaki davanın İstanbul 3. Asliye Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 27.12.1999 tarih ve 1995/1450-1999/1352 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla duruşma için belirlenen 31.10.2000 günde davacı avukatı Kemal Şenpolat ile davalı avukatı Zekeriya Göksenli gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Harun Kara tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, taraflar arasındaki kiralama sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedilerek, sözleşme gereği verilen (409.860) USD. meblağlı teminat mektubunun irat kaydedildiğini, açılan dava sonunda (90.6229 USD.na denk bir meblağın tahsil edilebildiğini ileri sürerek BK.nun 105/1 maddesi gereğince, kur farkından kaynaklanan (319.238) USD. munzam zararın tahsilini talep ve dava etmiş, yargılama sırasında verdiği 25.2.1997 tarihli ıslah dilekçesi ile, teminat mektubunun nakte çevrilmesi nedeniyle bankalardan ticari krediler kullanılmak zorunda kalındığını, ticari kredilere yüksek faizler ödendiğini, munzam zararın bundan kaynaklandığı açıklayarak (16.556.000.000) liranın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili cevabında, davanın zamanaşımına uğradığını, davacının teminat mektubu bedelini reeskont faizi ile tahsil ettiğini, kesin hüküm bulunduğunu, bu dava konusu ile aynı olan derdest dava bulunduğunu, ıslah ile talebin değiştirilemeyeceğini, ilk davada talebini Türk Lirasına hasreden davacının böyle bir dava açamayacağını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere, bilirkişi raporuna nazaran, davanın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğundan bu yöndeki itirazın yersiz olduğunu, yine, diğer davacının ıslah dilekçesi ile munzam zararını bankalardan ticari kullanılması olarak açıkladığı, ancak bu hususta yeterli delil ve belge sunamadığı, bu durumda, Yargıtay İçtihatları da dikkate alındığında, davacının 3 aylık banka mevduat faizine uygulanan faiz oranları esas alınarak yapılan hesaplama göre munzam zarar talep edebileceği gerekçesi ile, davanın kısmen kabulü ile (9.334.510.067) liranın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
1- Dava, BK.nun 105 nci maddesine dayalı munzam zararın giderilmesi istemine ilişkin olup, davacı, munzam zararının kur farkından kaynaklandığını açıklamış ise de, 17.2.1997 tarihli ıslah dilekçesi ile, davalının teminat mektuplarını haksız olarak nakte çevirmesi nedeniyle mali sıkıntıya düşürüldüğünü ve ticari krediler kullanılmak zorunda kalındığını, bunun için de, yüksek oranlı ticari kredi faizleri ödendiğini açıklayarak davanın hukuki sebebini bu şekilde değiştirmiştir. Davacı vekili, ıslah dilekçesindeki iddiaları doğrultusunda birtakım delillerde ibraz etmiştir. Oysa, bilirkişiler kurulu davacı tarafından da itiraza uğrayan raporlarında davacının bu iddialarını yeterince irdelemeden Dairemiz içtihatlarından da söz edilerek, paranın zamanında tahsili halinde 3'er aylık vadeli mevduat hesabında değerlendirileceği ilkelerine dayalı hesaplama yapmışlardır. Halbuki, her olayın kendi somut özelliğine göre munzam zararın varlığı ve miktarının araştırılması zorunludur. Bir başka anlatım ile, somut olayda olduğu gibi, şayet, davacı munzam zararının oluşunu belli kriterlere dayandırmış, ayrıca daha yüksek munzam zarar istemiş ise, evvelemirde somut iddia ve deliller incelenip değerlendirilmeli, sonucu gitmeye yeterli delil ve belge olmadığı kanaatine varıldığı taktirde munzam zarar ile ilgili diğer hesaplama yöntemine başvurulmalıdır. Bu durumda mahkemece, evvelemirde davacının ıslah dilekçesinde iddia ettiği şekil ve miktarda bir munzam zararının olup olmadığının bilirkişi vasıtasıyla incelettirilmesi, sonuç alınamaması durumunda diğer hesap yöntemi (ki dairemizin son zamanlardaki benimsediği hesap yönteminde aşağıda belirtileceği üzere değişiklik olmuştur) üzerinde durulmak gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
2- Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince, dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve ıslahın karşı tarafın muvafakatına da bağlı olmaması karşısında davalı ekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
3- Ancak, kabul şekline göre de,Dairemizin bundan önceki kararlarında, ülkemizde son yıllarda süregelen yüksek enflasyon ve bunun sonucu para değerindeki düşmeler ve alacaklının alacağını geç alması nedeniyle bundan oluşan zararını BK.nun 105nci maddesi hükmü kapsamında talep etmesinin mümkün olduğu, alacaklının daha yüksek bir zararı konusunda somut deliller getiremediği takdirde en azından paranın zamanında tahsil edilmesi halinde bunun banka mevduat hesaplarında değerlendirilebileceği görüşünden hareketle, üçer aylık vadeli mevduat hesabında bu paranın değerlendirilmesi durumunda elde edilebilecek gelir miktarının munzam zarar adı altında istenebileceği kabul edilmekte idi.
Ne var ki, Yargıtay Daireleri arasında bu yolda oluşan içtihat aykırılığının giderilmesi isteminin Yargıtay İçtihatı Birleştirme Büyük Genel Kurulunca reddolunmasından sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca 10.11.1999 gün 1998/13-353 Esas ve 1999/929 Karar sayılı ilamı ile bu ilke tartışılmış ve yeni esaslara bağlanmış bulunmaktadır. Dairemizce de bu karara iştirak edildiğinden munzam zararın hesaplanabilmesi ilkesi ve ölçütünde bu karar uyarınca değişikliğe gidilmesi zorunlu bulunmuştur.
Buna göre, ayrıca ve daha yükseği kanıtlanamadıkça, veyahut mal sigorta sözleşmelerinden kaynaklanan alacaklarda olduğu gibi tahsil edilecek paranın sarfedileceği amaç ve yer açıkça belli olmadıkça, mahkemece bu tür davalarda munzam zararın tespit edilebilmesi için yapılacak iş şu olmalıdır. Borçlunun temerrüde düştüğü tarihten, ödemenin gerçekleştirildiği güne kadar geçen süre içerisinde, her yıl itibarı ile gerçekleşen yıllık enflasyon artış oranını, bu oranın eşya fiyatlarına yansıma durumu, mevduat ve Devlet Tahvillerine verilen faiz oranları, Türk Lirası karşısında döviz kurlarına ilişkin değişiklik listeleri davacıdan istenmek, gerektiğinde bunları ilgili resmi kurul veya kuruluşlardan araştırmak, bu sahada uzman bilirkişi görüşünden de yararlanılmak suretiyle, bu süre içerisindeki para değerinin düşmesi, alım gücü azalması nedeniyle alacaklının maruz kaldığı zarar miktarını yukarıda değinilen unsurların toplanıp, ortalamaları bulunarak belirlenmek ve istenilen alacağın temel hukuki yapısı nedeniyle bir tazminat alacağı niteliğinde olduğundan ve bu zararın oluşmasında ülkenin içinde bulunduğu ekonomik ve sosyal ortamın da etkili bulunduğu ve bundan ülkede yaşamını sürdüren gerçek veya tüzel kişilerin etkilenmemesinin kaçınılamaz olduğu ve nihayet her somut olayın özelliği de dikkate alınarak, bulunacak miktarın BK.nun 42 ve 43 ncü maddesi çerçevesinde mahkemece değerlendirmeye de tabi tutularak belirlenmesi ve bundan sonra bulunan bu zarar miktarından davacının alacağını tahsil ederken alması gereken temerrüt faizi miktarı düşülerek, hasıl olacak sonuç çerçevesinde hüküm kurmaktan ibarettir. Dairemizin benimsenen ve yukarıda açıklanan ilkelere de uygun olmayan bilirkişi raporunun hükme dayanak yapılması doğru olmamış bu nedenle kararın taraflar yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 2 nolu bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle taraflar yararına BOZULMASINA, duruşmada vekil ile temsil olunan taraflar yararına taktir olunan 100.000.000 lira vekillik ücretinin her bir taraftan alınarak yek diğer tarafa verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harçların istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 31.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy