(1086 S. K. m. 275)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 19.4.2000 tarih ve 1996/564-2000/131 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla duruşma için belirlenen 14.11.2000 günde davacı avukatı Ediz Kayaakar ile davalı avukatı Göknur Kuyumcuoğlu gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Harun Kara tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, vinç ve konteyner üretimi yapan müvekkili şirketin ekonomiye büyük katkısı olan köklü ve ciddi bir firma olduğunu, her şirket gibi sermaye yetersizliği nedeniyle davalı bankadan kredi kullandığını, bu ilişkiden davalının da büyük paralar kazandığını, ancak, davalının haksız ve sebepsiz olarak taahhüt bedellerini ödemediğini, kredi hesaplarını katettiğini, haksız yere icra takibine giriştiğini, menfi tespit davasının müvekkili lehine sonuçlandığını, ancak, davalının bu eylemleri ile müvekkilinin ticari itibarının sarsıldığını, iş bağlantılarının iptal edildiğini, kredilerin mal varlığı ile tasfiye edilmek zorunda kalındığını ileri sürerek. şimdilik 10 milyar lira maddi ve 10 milyar lira manevi tazminatın en yüksek ticari faizi ile davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili cevabında, döviz kredili olan davacının İhracaat Teşvik Belgesi kapsamında olan işlerini zamanında teslim etmediğini, bu nedenle T.C Merkez Bankası'nca müeyyide uygulandığını, icra takibi sonucu bir kısım alacakların kabul edildiğini, bu itibarla riskli kredi müşterisi olması dolayısıyla yapılan işlemlerde bir usulsüzlük bulunmadığı, davacının itirazın iptali davasında kötüniyet tazminatı istemesi gerektiğini, gerek maddi, gerekse manevi tazminat koşullarının oluşmadığını savunarak da davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere, bilirkişi raporlarına nazaran, makine imalatı, komisyonculuk, mümessillik ve teknik müşavirlik hizmetleri ile iştigal eden davacının 1989-1990 yıllarında davalı bankadan toplam 8.900.000 USD döviz ve prefinansman kredisi ile muhtelif meblağlı teminat mektupları kredisi kullandığı, davacı kredilerinin 5.12.1991 tarihinde kat edilerek teminat mektubu bedellerinin depo edilmesinin istendiği, ihtiyati haciz ve icra takipleri sonucu alacağın protokol çerçevesinde tasfiye edildiği, bu arada davalının KKDF adı altında (6.479.508.193) TL talep ederek bunun için de icra takibine giriştiği, itirazın iptali davasının davalı aleyhine neticelendiği, davalı bankanın kredi hesaplarını kat ederken basiretli bir tacirden beklenen özen ve davranışın gösterilmediği, davalının gereksiz ve haksız davranış ve eylemleri sonucu davacı şirketin mali krize düştüğü, iş bağlantılarının iptal edildiği, yeni işler alınamadığı, keza emsal mahkeme kararı olmasına rağmen KKDF talep edilmesinin de haksız olduğu, bu itibarla davacının uğradığı (25.554.358.594) TL maddi zarardan davalının sorumlu olduğu, ancak, manevi tazminat koşullarının oluşmadığı, gerek maddi tazminat ve gerekse faiz oranı yönünden talep ile bağlı kalınması gerektiği sonucuna varılarak, 10 milyar lira maddi tazminatın 26.12.1996 dava tarihinden yürütülecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteğinin reddine karar verilmiştir.
Kararı, taraf vekilleri temyiz etmiştir.
1- Dava, kredi sözleşmesinin haksız feshedilmesi, hesapların kat edilerek icra takiplerine geçilmesi nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığı iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davalı cevap dilekçesi ve yargılama sırasındaki savunmalarında, davacının özellikle 1998-1991 yıllarında kredi değerliliğinin ve mali bünyesinin son derece zayıf olduğunu, kredi borçları ve devre faizlerinin ödenmediğini, öz varlığını yitirdiğini, seri halde karşılıksız çek ve protestolara maruz kaldığını, nakit sıkıntısı nedeniyle faaliyetlerinde aksamalar olduğunu, kullandırılan prefinansman kredilerinin kapatılamadığını bu nedenle muhabir bankalara verilen garantilerin bankalarınca ödenmek zorunda kalındığını, bütün bunların davacı tarafça da kabul edilerek Protokol imzalandığını, davacının kullandığı İTB kapsamındaki döviz ve prefinansman kredilerinden 900.000 USD meblağlı kredi nedeniyle Merkez Bankası'nca yapılan ceza kesintisinin davacıdan talep edilmesinde bir kötüniyet ve kusur bulunmadığını belirterek, bu itirazları ile ilgili birtakım belge ve yazışmalar ibraz etmiştir.
Evvelemirde, davacının İhracaat Teşvik Belgesi (İTB) kapsamında kullandığı döviz ve prefinansman kredilerinden toplam 900.000 USD meblağlı döviz kredisinden 236.738 USD'lik kısmı dışında süreleri içinde kapatılmadığı ve davalı kaynaklarından bu nedenle TC Merkez Bankası'nca (6.489.506.193) TL ceza kesintisi yapıldığı anlaşılmakta olup, davalının bu ödemeyi keyfi olarak yapmayıp, T.C. Merkez Bankası ile yaptığı görüşme ve yazışmalar sonunda ve özellikle Merkez Bankası'nın 4.11.1991 ve 29.4.1992 tarihli yazılarına istinaden ve Bakanlar Kurulu'nun 88/12944 sayalı Kararnamesinin değişik yorumlanmasına bağlı olarak yaptığı anlaşılmaktadır. Daha sonra idari yargı tarafından bu nevi kredilerde KKDF ve ceza alınamayacağı şeklinde yorum getirilmesi, davacının kasıt ve kötüniyetli davrandığı anlamında değerlendirilemez. Somut olayda KKDF kesintisi yapılıp yapılmayacağı tereddüt yarattığından yargı yoluna gidilmek zorunda kalındığı, davalının bu ödemeyi davacıya rücu etmek istemiş ise de, icra takibine itiraz üzerine, davacının bu nedenle bir ödeme yapmak zorunda kalmadığı görülmektedir. Öte yandan, bununla ilgili alacak kalemi taraflar arasındaki protokolde de yer almış ve davacıya rücu edebileceği kabul edilmiştir. (Protokol Md.4) Bu itibarla, davalının bu nedenle davacı hakkında icra takibine girişmesinde kusurlu bir davranışı ve sorumluluğu olduğunu kabul etmek mümkün değildir.
Kredi hesaplarının kat edilmesi ve diğer işlemlere gelince, davacı bir yerde davalının hesapları kat etmekle hakkını açık şekilde kötüye kullandığını ileri sürerek, tazminat talep etmektedir. Gerçekten de, asıl açıklığa kavuşturulması gerekli husus burada toplanmaktadır. İddia haksız eyleme dayalı olduğuna göre, eylem ile zarar arasındaki illiyet bağlantısının ispatı şart olup, önce, davalının eylemi haksız olmalı, bu nedenle davacının bir zararı olduğu ve zarar ile eylem arasında illiyet bulunduğu kanıtlanmalıdır.
Oysa, davalı tarafın iddia ve savunmaları, hükme dayanak yapılan bilirkişi raporlarında doyurucu bir şekilde karşılanmadığı gibi, mahkeme gerekçesinde de yeterli irdeleme yapıldığı söylenemez. 1986 yıllarında başlayan ticari kredi ilişkisi içerisinde davalı bankanın zaman zaman davacının senet ve çek protestolarına sessiz kalması bu uygulamanın her halükarda benimseneceği şeklinde değerlendirilemez. Bankanın, kredi kullandırdığı müşterisini yakından takip etmesi, kullanılan kredilerin riske edilmemesini sağlayıcı her tür önlem ve tedbirin alınması basiretli bir tacir ve hele para alıp satan bankacının göstermesi gereken en basiretli bir davranıştır.1989-1990 yıllarında 8.500.000 USD gibi önemli meblağlarda kredi kullanan davacının çeşitli nedenlerle taahhütlerini yerine getirmekte zorlandığı, mali sıkıntı içine düştüğü dosyadaki muhtelif belge ve icra takipleri ile sabit olup, hatta bu husus, bir yerde geçersizliği iddia ve ispat edilmeyen 2.7.1992 tarihli protokol ile davacı tarafından da kabul edilerek, davalıya olan borçların nasıl tasfiye edileceği kararlaştırılmıştır. Anılan bu protokol ile davacı aleyhine ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla girişilen icra takibi (6.İc. Md.92/752 E. Dosyası) konusu gayrimenkul davalıya devrolunmuş, bir kısım borçların protokol kapsamı dışında kaldığı kabul edilmiştir. Davalı Banka vekili, davacının kredi hesabının kat edilmesine neden olayları somut olarak ayrı ayrı saymış (Yapı ve Kredi Bankası'nca) girişilen (929.266.938) liralık icra takibi, SSK tarafından prim borçlarının tahsili için girişilen icra takibi, SSK tarafından prim borçlarının tahsili için girişilen icra takibi, TCDD'na 9 adet standart ve 3 adet hafif tip konteyner kreyn ve yine İTB kapsamında 3 adet 500 litre kova kapasiteli kova tarak gemisi inşa teslim ve taahhütlerinin süresinde yerine getirilmediği vb) ve bu nedenle davacı hakkında düzenlenen idari tahkikat raporları da dikkate alınarak kredi hesaplarının kat edildiğini açıklamıştır.
Kaldı ki, davacı dahi Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı'na yazdığı 5.5.1993 tarihli yazıda, Körfez krizi ve kısıtlayıcı önlemler nedeniyle taahhütlerinin engellendiğini, döviz ve prefinansman kredilerinin olumsuz yönde etkilendiğini kabul etmiştir. Davacının, taahhütlerini etkileyen ve mali krize neden olan bu etmeler dahi yeterince tartışılmamıştır.
Bu durumda mahkemece, davalı tarafından kredi hesaplarının kat edilmezden önce dönemde davacının içinde bulunduğu mali ve ekonomik durum değişik nedenlerle hakkında başlatılmış icra takipleri, taraflar arasındaki kredi sözleşmelerindeki ilgili hükümler, taraflar arasındaki kredi sözleşmelerindeki ilgili hükümler, taraflar arasında düzenlenen 2.7.1992 tarihli protokol hükümleri de nazara alınmak suretiyle, davalı bankanın kredi sözleşmesini tek taraflı fesih ve hesabı kat etmesinin hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilip değerlendirilmeyeceğinin tespiti, bir zarar var ise sırf davalı eyleminden doğup doğmadığının incelenmesi ve bu hususta davalının somut itirazlarının karşılanacak ve doyurucu şekilde gerektiğinde, oluşturulacak bir bankacı, şirket hukukundan anlayan işletmeci bilirkişilerin de dahil edileceği bilirkişiler kurulundan rapor alınarak elde edilecek sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
2- Kabul şekline göre de, davacı şirketin, bu kadar büyük oranlarda taahhütlere girişen davacının bir bankadan kullandığı krediler dışında başkaca tedbirler alıp almadığı (yedek akçe, öz kaynaklar, başkaca kredi ve kaynak olanaklar gibi), şirketin en akılcı bir şekilde yöneltilmesine, rağmen bu şekilde bir zarar doğup doğmadığı, zararın oluşumunda başkaca etmenler bulunup bulunmadığı (körfez krizi gibi) ve gerekli illiyet yeterince araştırılıp üzerinde durulmadan, davacının 1991-1992-1993-1994-1995-1996 yılları bilanço zararının tamamının davalı bankaya yükletilmesi de isabetsiz olmuştur.
3- Yukarıda açıklanan bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle kararın davalı yararına BOZULMASINA, 3 nolu bentte yazılı nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına duruşmada vekil ile temsil olunan davalı yararına takdir olunan 100.000.000 lira vekillik ücretinin davacıdan alınıp davalıya verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 16.11.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy