( 556 S. KHK m. 14, 42) (1086 S. K. m. 370)
Dava: Taraflar arasındaki davanın Kadıköy Asliye 2. Ticaret Mahkemesince görülerek verilen 26.05.2000 tarih ve 1998/802 - 2000/482 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı şirket vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dava dosyası için Tetkik Hakimi S. Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, Almanya'da yerleşik dava dışı şirketin 01.03.1998 tarihinde 10 yıl için yenilediği Caparol+Fil şeklinden oluşan sözcük/şekil markasının kullanım hakkının münhasır olmayan lisans sözleşmesi ile müvekkili şirkete verildiğini, müvekkilinin bu markalı ürünlerin ülkemizde, Filli Boya şeklinde tanınmasına öncülük ettiğini, piyasada bu şekilde bilinen ibarenin sözcük markası olarak tescilli talebinin, Türk Patent Enstitüsünce davalının aynı veya benzer türdeki malları için 08.06.1992 tescil tarihli Fil sözcük markası nedeniyle ret edildiğini, ancak, davalının 5 yıldan bu yana ürünlerinde tescilli markasını kullanmadığını ileri sürerek, 556 sayılı KHK'nın 14 ve 42. maddeleri uyarınca davalı markasının iptaline ve sicilden terkinine, davalının eyleminin haksız rekabet oluşturduğunun tespitiyle önlenmesine, hükmün gazetede ilanına, markanın devrinin önlenmesi bakımından davalı markasının sicil kaydına ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili, müvekkilinin tescil için 08.06.1992 tarihinde yaptığı başvurunun üzerinden dava tarihine kadar 5 yıl geçse de KHK'nın 14. maddesindeki sürenin başlangıcının tescil tarihi olduğunu, başvurunun yayınlandığı 20.11.1993 tarihine göre dahi 5 yıllık sürenin dolmadığını, kaldı ki müvekkilinin bazı boya türlerinde markasını kullandığını, öte yandan dava açıldıktan sonra ihtiyati tedbir kararından önce markayı 01.06.1998 tarihinde dava dışı A. Ltd. Şti'ne devrettiğini dolayısıyla HUMK'nın 86. maddesi uyarınca davanın yeni malike karşı açılması gerektiğini savunarak davanın süre, usul ve esastan reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar, benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda Fil sözcüğünün 08.06.1992 tarihinden itibaren davalı adına marka olarak tescilli olduğu, 556 sayılı KHK'nın 14. maddesi uyarınca tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde davalının markasını kullanmadığı, 43. maddeye göre davacının zarar gören kişi sıfatıyla dava hakkının bulunduğu, tescil başvurusu reddedildiğinden zarar gören durumunda olduğu, davalının markasını devrettiği şirket adına bir tescilin henüz gerçekleşmediği, ihtiyati tedbir kararının Enstitü tarafından kayıtlara geçirilmesi nedeniyle de zaten devrin tescil edilemediği, dolayısıyla KHK'nın 16. maddesine göre devir işlemi, tescil edilmeden sonuç doğuramayacağı ve sonuçta halen marka sahibinin davalı olduğu gerekçeleriyle davanın kabulüne, karar verilmiştir.
Kararı, davalı şirket vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davacı vekili, 18.05.1998 tarihinde işbu davayı açtıktan sonra 22.05.1998 tarihinde Kartal 3. Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak davalı şirketin fabrikasında tespit yaptırmış olup, tespit bilirkişi raporunda davalı fabrikasında 29 kalem çeşitli mal üretildiğinin beyan edildiğini ancak görülebilen 23 kalem ürün içerisinde davalı adına tescilli markanın kullanılmadığını tespit ettiğini bildirmiştir. Tespit sırasında beyanı alınan fabrika müdürü ise, davalı markanın üretilen ürünlerde hiçbir zaman kullanılmadığını beyan etmiştir.
Davalı vekili rapora itirazında, esas dava derdest iken başka mahkeme aracılığı ile tespit yaptırılamayacağını, beyanda bulunan müdürün ise müvekkili şirketi temsile yetkili olmadığını, ticari defter ve faturalarının da tespit sırasında incelenmediğini bildirmiştir.
Gerçekten de, HUMK'nın 370. maddesinde, dava açıldıktan sonra delil tespitine davanın görüldüğü mahkemenin görevli ve yetkili olduğu hüküm altına alındığı gibi, davalı tarafça ibraz edilen imza sirkülerine göre, tespit sırasında beyanda bulunan fabrika müdürünün davalı şirketi temsile yetkili olmadığı da anlaşılmaktadır. Kaldı ki, davalı şirketin defter ve faturaları da tespit sırasında incelenmemiştir.
Dava açıldıktan sonra yargılama sırasında da bazı ürünlerde markanın kullanıldığını savunma olarak getiren davalının markasını kullanıp kullanmadığı üzerinde durulmamış, raporları hükme esas alınan bilirkişiler incelemesini evrak üzerinden yapmış, mahkemece bu nokta üzerinde hiçbir tartışma ve gerekçe ortaya konmamıştır.
Bu durumda mahkemece, davacının iddiası ile ilgili kanıtlar toplanmak, gerektiğinde davalının ticari defter ve faturaları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak, 556 sayılı KHK'nın 14. maddesinde markanın kullanıldığı varsayılacak haller olarak sayılan kullanma biçimlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususu aydınlığa kavuşturulmak, sonucuna göre karar verilmek gerekirken, bu konuda hiçbir gerekçe ve tartışma ortaya konmadan eksik inceleme sonucu davanın kabulü, bozmayı gerektirmiştir.
3- Bozma nedenine göre yerel mahkemenin davalı eylemlerini TTK'nın 56. ve 57. maddesine göre tespitlerinin incelenmesine şimdilik yer olmadığına,
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı şirket yararına BOZULMASINA, 3 nolu bentteki hususların incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 19.10.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy