(1086 S. K. m. 187)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Manavgat Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 04.04.2000 tarih ve 1998/578 - 2000/214 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Hüseyin Ulus tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin feshedildiğini; ancak sözleşme teminatı olarak davalının verdiği 135.000.000.TL bedelli çekin karşılıksız çıktığını ve ayrıca ihalenin feshi nedeniyle davalıya kesilen 40.000.000.-TL cezanın ödenmediğini ileri sürerek, toplam 175.000.000.-TL.sının faiziyle davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, aynı konuda açılmış başka bir dava bulunduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, toplanan delillere göre, taraflar arasında aynı konuya ilişkin açılmış dava bulunduğunu, o davanın karara bağlanması halinde uyuşmazlığın çözüleceği ve çeke bağlı alacak için dava açmakta hukuki yarar olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, taşıma sözleşmesinin haklı feshine dayanılarak, sözleşme teminatı olarak verilen ve karşılıksız çıkan çek bedelinin ve sözleşme cezasının tahsili istemine ilişkindir. Davalı, anılan sözleşmenin feshinin haksız olduğu ve bu çekten dolayı borçlu olmadıkları nedenlerine dayalı olarak, karşı taraf aleyhine asliye hukuk mahkemesinde maddi, manevi tazminatların tahsili ve menfi tespit istemlerini içerir şekilde dava açtıklarını savunmuş, yerel Mahkemece, uyuşmazlığın o davada karara bağlanacağı gerekçesiyle, davanın reddine dair hüküm kurulmuştur.
Her iki davada da, taraflar arasındaki çekişmenin öncelikle, taşıma sözleşmesinin feshinin haklı olup olmadığı noktasında toplandığı anlaşılmaktadır. Bu durumda uyuşmazlığın bu yönünün davalardan birinde çözümlenmesi ve kesinleşmesi diğer dava yönünden de bağlayıcı olacaktır. Ancak taşıyıcı davalı tarafından asliye hukuk mahkemesinde açılan diğer davada, sözleşmenin haklı feshedildiği sabit olsa dahi, eldeki davada taşıtan tarafından yöneltilen tahsil istemi sadece bu dava için mevcut olup, diğer davada böyle bir istem söz konusu olmadığından, o davada haklılığı anlaşılsa bile taşıtan yararına hüküm kurma imkanı bulunmayacaktır. Bu nedenle davacı taşıtanın açtığı davanın diğer davanın varlığından bahisle reddedilmesi mümkün değildir. Kaldı ki, tarafları, konusu ve hatta müddeabihleri aynı olsa dahi, birden fazla davanın açılmış ve henüz sonuçlanmamış olması halinde, hukuki yarar yokluğu değil, derdestlik hali söz konusu olur ve usulünce yapılmış bir derdestlik itirazı yoksa bu davalar birleştirilemeyeceğinden, görülmekte olan davalardan ilk önce sonuçlananın diğerleri için kesin hüküm teşkil etmesinin beklenmesi gereği doğar.
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere davada davacının hukuki yararının mevcut olduğu nazara alınarak, davaya devam edilmesi, gerektiğinde diğer davanın sonucunun beklenmesi ve eldeki davadaki istekler hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi yerinde görülmediğinden kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, davacı Hazine olduğundan harç alınmasına mahal olmadığına, 24.04.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy