(2004 S. K. m. 72)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Solhan Sulh Hukuk Mahkemesi'nce verilen 6.12.2000 tarih ve 2000/25-53 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ahmet Susoy tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar asıl ve birleşen dava dilekçelerinde davalı kooperatif tarafından aleyhlerine 785 nolu kredi sözleşmesinden doğan borçlarının ödenmediğinden bahisle icra takiplerine girişildiğini, oysa senet altındaki imzaların kendilerine ait olmadığını, yargılama safhasında ise borcu ödediklerini ileri sürerek takip dosyalarından dolayı borçlu olmadıklarının tespiti ile davalının %40 kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmişlerdir.
Davalı davaya cevap vermemiştir.
Mahkemece iddia ve dosyadaki kanıtlara nazaran davacıların üzerlerine düşen borçlarını tamamen ödedikleri, bu hususun gerek davacılar tarafından ibraz edilen makbuzlar ve gerekse senet metninden anlaşıldığı gerekçeleriyle davaların kabulü ile davacıların davalı kooperatife borçlu olmadıklarının tespitine, icra takip dosyalarının sadece davacılar yönünden durdurulmasına, davalının %40 tazminata mahkum edilmesine karar verilmiştir.
Karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.
2- Davaya konu 785 nolu senet davacılar tarafından müşterek ve müteselsil borçlu sıfatı ile imzalanmış olup, birden ziyade kimse, alacaklıya karşı aynı sebepten dolayı ve her biri borcun tamamı için asıl borçlu sıfatıyla borçlu olurlarsa, müteselsil borçluluktan bahsedilir. Demek ki, müteselsil borçlularda alacaklı, borcun ifasını borçluların hepsinden veya bir kısmından ya da yalnız birinden isteyebilir. Keza, alacaklı, borçluların birinden veya bir kısmından alacağının belli bir payını isteyebileceği gibi tamamını da isteyebilir.(B.K.142/1). Ne var ki, borç tamamen ödeninceye kadar borçluların hepsi-kısmen ifada bulunsalar dahi-ifa ile yükümlü olmakta devam ederler (Tekinay Borçlar Hukuku, Genel Hükümler 7. baskı, 1993, sayfa 285 v.d). Bu durumda mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle davacılar hakkında anılan borç senedi uyarınca girişilen takiplerden dolayı davacıların sorumlu olup olmadıkları ve varsa miktarının belirlenerek oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yetersiz inceleme sonucu sırf davacıların ödeme yaptıklarından ve senet metnindeki ödeme kayıtlarına istinaden yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olmuştur.
3- Öte yandan, İ.İ.K'nun 72/5. madde ve fıkrası uyarınca kötü niyet tazminatına hükmolunabilmesi için davalının takipte haksız ve kötü niyetli olduğunun kanıtlanması gerekmektedir. Somut olayda davalı alacaklının takibinde kötü niyetli olduğu iddia ve ispat edilemediğine göre aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi yasaya aykırı olup kararın bu nedenle dahi davalı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2 ve 3 numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 28.05.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy