(818 S. K. m. 21)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu 2. Asliye Mahkemesince verilen 29.11.2000 tarih ve 1999/343 - 2000/433 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 29.05.2001 gününde davacı Avukatı E.B. ile davalı Avukatı N.K. gelip temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için tetkik hakimi Harun Kaya tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, yangın rizikolarına karşı davalı tarafından sigortalanan müvekkiline ait fabrikada çıkan yangın sonucu makine ve tesisler ile büro demirbaşlarının büyük oranda hasar gördüğünü, davalının zararı keyfi olarak hesaplayıp düşürdüğünü, makine ve tesisler, tesisat büro demirbaşları zararının ( 247.602.045.000.- ) TL olduğu halde davalının ( 95.218.476.597.- ) TL olduğu halde davalının ( 69.662.000.000.- ) TL olarak hesaplandığını, yangın nedeniyle iflas ve yok olma durumuna düşen davacının bu miktarı kabul etmek zorunda kaldığını, bunun gerçek rızayı göstermediği hususunda noterde düzenlenen tutanak tutulduğunu, ibranamelerin müzayaka halinde imzalandığını ileri sürerek, şimdilik 1.000.000.000.- TL sigorta tazminatını faizi ile tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, hesaplanan zarar ve tazminatın davacı tarafından hiçbir çekince ileri sürmeden kabul edilip, müvekkilinin ibra edildiğini, çok güçlü yabancı ortağı olan davacının taşındığı yeni fabrikada üretimini sürdürdüğünü, müzayaka halinde kalmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece iddia ve savunmaya, toplanan delillere, bilirkişi raporuna nazaran, hazırlanan ekspertiz raporu doğrultusunda davalının toplam ( 217.779.012.000.- ) TL olarak sigorta tazminatının ödediği, davacının tek taraflı olarak noterde beyanda bulunmasının davalıyı bağlayan ve fazlaya ait hakları saklı tutan bir çekince sayılamayacağı, davacının olay nedeniyle davalıyı ibra ettiği, her ne kadar davacının ileri sürdüğü miktar ile ödenen miktar arasında %35'lik bir fark mevcut ise de, BK'nın 21. maddesi anlamında bir oransızlık bulunmadığı, bu itibarla gabinin objektif unsurunun gerçekleşmediği, davacının basiretli bir tacir gibi davranması zorunlu olup, ibraname düzenlendikten sonra böyle bir iddianın dinlenemeyeceği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yukarıda da özetlendiği gibi, davacı vekili, yangın sebebi ile davalı tarafından sigortalanan fabrikada meydana gelen gerçek zararın 331.998.045.000.- TL olduğu halde içinde bulunulan müzayaka nedeni ile 217.779.000.000.- TL'yi kabul ve dayatılan ibranameleri imzalamak zorunda kaldıklarını ileri sürerek, şimdilik 1.000.000.000.- TL sigorta tazminatını talep ve dava etmiştir.
Bu haliyle davacının BK'nın 21. maddesinde düzenlenen gabin olgusuna dayandığının kabulü gerekir. Anılan yasa maddesinde, "bir akitte ivazlar oranında açık bir nispetsizlik bulunduğu taktirde, eğer gabin mutazarrırın müzayaka halinde bulunmasından veya hiffetinden yahut tecrübesizliğinden istifade suretiyle vukua getirilmiş ise mutazarrırın bir süre zarfında akdi feshettiğini beyan edebileceği" öngörülmüştür.
Görüldüğü gibi, kanun maddesi metninde "gabin" tüm unsurları ile açık olarak tanımlanmamış ise de gerek öğreti ve doktrinde ve gerekse uygulamada gabinden söz edebilmek için edimler arasındaki aşırı dengesizlik ( objektif ) zarar gören tarafın diğer tarafa oranla zayıf durumda bulunması ( subjektif ) unsurlarının bir arada bulunması gerektiği kabul edilmektedir. ( Prof. Dr. Fikren Eren, Borçlar Hukuku, Genel Hükümler C.1,5. Bası, Sh 503 vd. )
Bu açıklamalardan sonra, somut olaya dönecek olursak, davacıya ait ve davalı tarafından sigorta örtüsüne alınan işyerinde çıkan yangın sonucu fabrika binası, makineler, alet edevat, mamul ve hammadde stoklarında büyük oranda hasar meydana geldiği çekişmesizdir. Olayı müteakip davalı eksperince yapılan inceleme ve hasar tespiti ile davacı taraf hasar tespitleri arasında büyük farklar olduğu görülmektedir. Bu arada davacı ile davalı arasında tazminat miktarı hususunda bir uyuşmazlık çıkmış ve davacıya yapılacak bir ödeme dahi ibraname imzalanması koşuluna bağlanmış olmalı ki, davacı, 12.04.1999 tarihli noterde düzenlenen tutanak ile ödemenin müzayaka altında kabul edilmek zorunda kalınacağını beyan etmiştir. Davacı daha sonra toplam ( 217.779.012.000.- ) TL tazminatı alarak ibranameyi imzalamış ve bilahare de böyle bir dava açılmıştır. Davacı işbu davada gerçek zararını ( 331.998.041.000.- ) TL olduğunu ileri sürmekte olup bu duruma göre aradaki fark 114.000.000.000.- TL civarında ve bu miktar da zarar gören fabrika ve işletmedeki zararın yaklaşık 1/3'üne denk düşmektedir.
Ani bir yangınla fabrikası yanan bir tacirin o şartlar içerisinde müzayakaya uygun bir zemin içinde olduğunun müzayaka kabulü gerektiği gibi, tazmin edilen zarar ile iddia olunan gerçek zarar arasındaki 114.000.000.000.- TL'lik fark gerek 1999 yılı itibariyle rakamsal olarak ve gerekse zarar gören işletmenin genel büyüklüğü ve mevcut zarara göre oldukça büyük bir fark olup gabinin objektif ve subjektif unsurlarının buna göre değerlendirilmesi gerekir. Sadece aritmetik oranla sonuca varılması doğru değildir.
Zira, her dava kendine özgü koşullar içinde incelenip değerlendirilecek ve sonuçlandırılacaktır.
Sigortacı ile pazarlıklar sürdüğü dönemde, içinde bulunulan ekonomik sıkıntı ve çaresizlik içinde bir kısım ödemeyi kabul etmek zorunda kalan tarafın somut olayda olduğu gibi, durumu noter tutanağı ile tespit ettirmesi olağan ve iddiayı destekleyen bir davranış olup bu şekilde bir tutanağın olmaması dahi böyle bir iddia ve davanın dinlenmesine mutlak bir engel teşkil edemez.
Bu durumda mahkemece, taraf delilleri toplandıktan sonra uzman bilirkişiler aracılığıyla inceleme yaptırılması ve gerçek zararın belirlenmesi ve bundan sonra yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda gerektiğinde gabinin objektif unsur ve şartlarının tartışılması ve değerlendirilmesi gerekirken yazılı olduğu gibi karar verilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenler ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 100.000.000.- TL duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 31.05.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy