(6762 S. K. m. 599/2, 571, 612)
Dava : Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 1.12.1999 tarih ve 1997/1201 - 1999/1185 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş olmakla, temyiz dilekçesinin süresinde verildiği anlaşıldıktan sonra, Dava dosyası için Tetkik Hakimi Yaşar Arslan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin ortağı bulunduğu M. Çağlar ve Adi Komandit Şti.nin bir Fransız firmasından davalı banka aracılığı ile deri ithal ettiğini, gönderilen derilerin %30'luk kısmının bozuk ve ayıplı çıkması üzerine bu kısma tekabül eden bedelin ödenmemesi için davalıya ihtarname gönderilmesine karşın bu uyarının dikkate alınmadığını, bunun üzerine ithalat bedeli olan ( 318.000 ) Fransız Frangı yatırılarak bunun ( 103.417.72 ) Fransız Frank'lık kısmı üzerine ihtiyati tedbir kararı alınarak bu miktarın Fransız satıcıya ödenmesinin durdurulmasına karşın, anılan meblağın da davalı tarafından ödendiğini, sonrasında da müvekkilinin ortağı bulunduğu şirketle ilgisi olmayan müvekkili adına gelen bir ihracat döviz tutarına ait davalı bankanın Bahreyn Şubesi nezdindeki hesaptan ( 103.417.72 ) Fransız Frangı'nın takas mahsup yolu ile davalı hesabına geçirildiğini, davalının bu işleminin dayanaksız olduğunu ileri sürerek, anılan meblağ karşılığı ( 1.050.206.947.- ) TL.nın davalıdan istirdadını talep ve dava etmiştir.
Davalı banka vekili cevabında, davacının ortağı bulunduğu şirketin vesaik mukabili yaş deri ithalatına ilişkin verilen vesaikin, banka aracılığı ile 23.8.1994 tarihinde müvekkiline ulaştırıldığını, vesaikin ithalatçı şirketçe kabul edilmesi üzerine müvekkilince keşide edilmiş poliçeye aval verildiğini, böylece müvekkilinin riskinin doğduğunu, diğer davacının şahsi kefaleti nedeniyle müvekkilinin Bahreyn Şubesi'ndeki hesabının müvekkiline rehnedildiğini, malların 14.9.1994 tarihinde gümrükten çekildiğini, davacının 10.10.1994'te müvekkiline başvururak malın bir kısmının ayıplı olduğundan bahisle ihracatçıya ödeme yapılmamasının istenildiğini, ancak müvekkilince ithalatçı şirkete aval veildiğinden poliçe lehdarına ve muhabir bankaya karşı sorumluluğunun devam etmesi ve malların gümrükten çekilmesinden itibaren ( 10 ) gün içinde ayıp ihbarında bulunulmamasından ve tedbir kararından itibaren ( 10 ) gün içinde daha açılmayarak bu kararın düşmesinden dolayı ithalat bedeli ( 318.000 ) Fransız Frangı'nın verilen aval nedeniyle 9.11.1994 tarihinde yatırıldığı ve bu paranın icra müdürlüğünün bloke koyma işleminden önce muhabir bankaca alındığını ve meblağın davacının rehinli hesabından tahsil edildiğini ve bu işlemin kefalet hükümlerine uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, sunulan kanıtlara, ilgili delil tespit, ihtiyati tedbir ve icra takip dosyaları ile bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının ortağı bulunduğu dava dışı şirketin ithal ettiği malların bir kısmının ayıplı çıktığından aynı mahkemenin 1994/1732 sayılı dosyası ile ödeme yasağı kararı alınarak bu durumun davacının 9.11.1994 ve icra müdürlüğünün 7.11.1994 tarihli yazıları ile davalıya bildirildiği, buna rağmen davalının 29.3.1995 tarihinde ayıplı kısmı bedeli ( 103.417.72 ) Fransız Frangı'nı da ödediği, aval veren davalının poliçeyi lehdadan ciro yolu ile devralanlara karşı şahsi def'ileri ileri sürme olanağı yoksa da, TTK.nun 571 nci maddesi uyarınca poliçeyi ciro ile devralanın bilerek borçlu zararına hareket etmesi halinde şahsi def'ileri ileri sürebileceği, ihtiyati tedbir kararının da ödeme imkansızlığı hali oluşturduğu, ihracatçı tarafından ihracat vesaiki hazırlanarak davalıya gönderen dava dışı muhabir bankaya ciro edilmiş olup, muhabir bankanın ödeme yasağını ve poliçenin alt ilişkisini bildiği, bu durumda davalının aval ilişkisi nedeniyle bu olguları bilen ciranta muhabir bankaya karşı borçlunun ödeme imkansızlığı def'ini ileri sürebileceği ve poliçe lehdarı ile muhabir bankaya karşı ödeme yükümlülüğünün bulunmadığı, ödeme yasağına rağmen sözkonusu meblağı ödeyen davalının kusurlu ve kefil olan davacının hesabından mahsup yolu ile ödediğini tahsilden ötürü sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile ( 1.050.206.947.- ) TL. nın reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının ortağı bulunduğu dava dışı şirketin kabul kredili vesaik mukabili işlemle ithal ettiği derilerin bir kısmının ayıplı çıkmasına ve bu nedene dayalı alınan ihtiyati tedbir kararının tebliğ edilmesine karşın, ihracatçının düzenlediği poliçenin avalisti olan davalı bankanın ayıplı mal bedeline tekabül eden miktarı da ciro yolu ile satımın ilişkin bulunduğu poliçeye ciro yolu ile hamil olan dava dışı Fransız muhabir bankaya ödeyen ve ödediği bu meblağı dava tarafları arasındaki 9.9.1994 tarihli rehin sözleşmesine konu davacı hesabından mahsup eden davalıdan istirdadı istemine ilişkindir.
Mahkemece, davalı avalistin ve ödemenin yapıldığı poliçe hamili muhabir bankanın maldaki ayıplılık halini bildikleri, TTK.nun 571/2 nci maddesi uyarınca alt ilişkiyi bilen hamile karşı davalının ödeme yasağı kararının tebliğinden sonra ödeme yaparak borçlunun zararına hareket etmekten dolayı sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Aval, kambiyo senetlerinde ifadesini bulan bir alacak hakkının kısmen veya tamamen vadesinde ödeneceğini senet hamiline taahhüt eden ve senet borçlusunun yanında yer alanın verdiği soyut ve kişisel bir teminat türüdür. TTK.nun 612 ve onu izleyen maddelerinde düzenlenen avalin konusu, doğmuş bir borcun ödeneceğini ikinci bir borçlu sıfatı ile temin ve taahhüt etmekten ibarettir. Aval veren, hamile karşı tıpkı lehine aval verilen gibi sorumlu olur. Avalist, sadece senetten anlaşılan def'ilerle lehine aval verdiği kimsenin kişisel def'ilerini hamile karşı ileri sürebileceği gibi, bizzat kendisinin hamile karşı haiz olduğu def'ileri de ileri sürebilir. Mahkemece, davanın kabulüne dayanak yapılan TTK.nun 571 nci maddesi hamile yazılı senetlere ilişkin olup, dava konusu olayda poliçeye aval verildiğine, bu hükmün dava konusu olayda uygulama alanı bulunmamaktadır.
Uyuşmazlığın ilişkin bulunduğu ithalat işlemine konu mal dava dışı ithalatçı tarafından 14.9.1994 tarihinde gümrükten çekilmiş ve ayıp ihbarı da davalı kanalı ile 24.10.1994 tarihinde ihracatçıya bildirilmiştir. İhracatçı cevabında, on günlük ayıp ihbar süresinin geçirildiğini ve esasen poliçenin de 18.9.1994 tarihinde muhabir bankaya ciro edildiğini bildirmiştir. Bunun üzerine ithalatçı şirket, ihracatçıya hasım göstererek, ihtiyati tedbir başvurusunda bulunmuş, İstanbul Asliye 3. Ticaret Mahkemesi'nce verilen ve İcra Müdürlüğü'nce 7.11.1994 tarihinde davalı bankaya bildirilen 4.11.1994 tarihli ihtiyati tedbir kararı ile ayıplı mala tekabül eden mal bedelinin davalı bankada depo edilmesine karar verilmiştir.
Yukarıda da açıklandığı gibi aval, bağımsız ve soyut bir taahhüt olup, davalı avalist sadece TTK.nun 599/2 nci maddesinde belirtilen çerçevede, senedi iktisap ederken hamilin bilerek borçlunun zararına hareket etmesi halinde bu taahhüdünü yerine getirmekten kaçınabilir. Oysa, satıma ilişkin poliçeye muhabir bankanın hamil olduğu 18.9.1994 tarihinde ithalatçı ayıp ihbarında bulunmadığından hamilin borçlunun zararına hareket ettiği ileri sürülemez. Kaldı ki, sözkonusu ihtiyati tedbir kararında davalı banka hasım gösterilmediği gibi, açıkça aval yükümlülüğünü yerine getirmesinin önlenmesine dönük bir karar da verilmiş olmayıp, sadece kararda bir kısım mal bedelinin depo edilmesine değinilmiştir. Bu durumda, davalı avalisti aval sorumluluğundan kurtaran nedenler ve koşullar oluşmadığı gözetilerek davanın reddi gerekirken, değinilen hususlar dikkate alınmadan ve TTK.nun 571 nci maddesinin yanılgılı yorumu ve uygulaması ile yazılı biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalı yararına BOZULMASINA, 3.7.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy