(6762 S. K. m. 320, 321, 329, 336)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Adana Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 13.12.2000 tarih ve 1999/984-2000/977 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 25.9.2001 günde davalı avukatı Servet Özeroğlu gelip, davacı avukatı ve diğer davalılar avukatları tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukat dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Yaşar Arslan tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin (15.848)USD karşılığında davalı Anonim şirketin (1000) adet hamiline yazılı payını satın aldığını, davalıların 11.4.1996 tarihli taahhütname ile müvekkilinin 31.12.1996'dan sonra satışa konu bu payları satmak veya devretmek istemesi durumunda aynı bedelle geri almayı taahhüt ettiklerini, ancak, müvekkilince geri satma bildiriminin noter ihtarnamesiyle iletilmesi üzerine verilen cevapta TTK. nun 329. maddesi uyarınca işlemin hükümsüz olduğundan bahisle, taahhütname gereğinin yerine getirilemeyeceğinin bildirildiğini, esasen satışa konu payların davalıya ait olmadığı halde böyle bir tasarrufi işlem yapıldığını, müvekkilini zarara uğratan davalı şirket ve onun adına yönetim kurulu üyesi sıfatı ile taahhütnameyi imzalayan diğer davalıların hem taahhütname ile oluşan hükmü, hem de haksız fiil hükümlerine göre sorumlu olduklarını ileri sürerek, (15.848) USD'nin 11.4.1996 tarihinden itibaren devlet bankalarınca USD cinsi bir yıl vadeli mevduata uyguladıkları en yüksek faiz oranı ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı şirket vekili cevabında, taahhütnamenin yerine getirilmesinin TTK. nun 329.md. hükmü karşısında olanaksız olduğunu, satıştan itibaren geçen üç yıl boyunca şirket genel kurullarına ve diğer faaliyetlerine katılan davacının şirket ekonomik güçlüğe girince paylarını geri satmak istemekle kötüniyetli olduğunu ve taahhütnamenin zamanaşımına uğradığını savunmuştur.
Davalılardan M. Şahinoğlu vekili, davacının kötüniyetli olduğunu, yönetim kurulu üyesi olan müvekkilinin kişisel sorumluluğunun bulunmadığını savunmuştur.
Diğer davalı E.Eğilmez vekili, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini, TTK. nun 329. maddesinde öngörülen anonim şirketin kendi paylarını temellük edemeyeceği hükmü karşısında davanın dayanaksız olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, satış sözleşmesine, taahhütnameye, şirket kayıtlarına ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davacının sözleşmedeki geri alım şartı olmaksızın davalı şirket paylarını almayacağının anlaşıldığı, şirket adına taahhütnameyi imzalayan davalı yönetim kurulu üyelerinin TTK. nun 329. md. gereğince baştan hükümsüz olduğunu bildikleri veya bilmeleri gereken taahhütnameyi düzenleyerek davacıyı yanılgıya düşürdükleri ve bunun TTK. nun 320.md. anlamında haksız eylem olduğundan TTK. nun 321/son md. uyarınca doğrudan sorumlu bulundukları, satış bedelini kayıtlara geçirerek bu işleme icazet verip benimseyen davalı şirketin de taahhütnameden dolayı sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile (15.848) USD'nin temerrüt tarihlerinden itibaren USD'ye devlet bankalarınca bir yıl vadeli mevduat hesabına uygulanan en yüksek faiziyle birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz etmişlerdir.
1- TTK'nun 329. maddesi uyarınca, aynı maddede 6 bent halinde sınırlı olarak sayılan ayrıksı durumlar dışında kural olarak, anonim şirket, kendi hisse senetlerini temellük edemeyeceği gibi rehin olarak da kabul edilemez.
Davacıya, davalı şirketin (1000) adet hamiline hisse senedinin satıldığı taraflar arasında çekişmesizdir. Ancak, bu defa davacı tarafından davalı şirkete aynı payların devri konusundaki taahhüt yukarıda anılan buyurucu yasa hükmü gereğince geçersiz olup, sonuç doğuramaz. Diğer bir deyişle davacı, şirket yönetim kurulu üyesi olan davalıların imzaladığı taahhütnameye dayanarak bu hisse senetlerini yeniden şirkete satamaz. Ancak, davacı koşulların oluştuğundan bahisle TTK. nun 336/5 maddesi anlamında şirket yönetim kurulu üyelerince yasanın yüklediği görevlerin kasden veya ihmal sonucu yapılmaması ile ortaya çıkan haksız eyleme bağlı zararın tazminini bu işlemi yapan yönetim kurulu üyelerinden ve aynı Yasa'nın 321/son md. uyarınca şirket tüzel kişiliğinden talep edilmesi gerekirken, TTK. nun 329. maddesinin buyurucu hükmüne aykırı sonuçlar doğuracak biçimde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
2- Dava kabul edilerek, hisse senedi bedelinin davalılardan tahsiline karar verildiği halde, satıma konu hisse senetlerinin akıbeti hakkında hüküm kurulmaması ise kabule göre isabetsiz bulunduğundan, kararın bu yönden de bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davalılar yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harçlarının istekleri halinde temyiz eden taraflara iadesine, 100.000.000 lira duruşma vekillik ücretinin davacıdan alınarak davalılara verilmesine, 27.09.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy