(818 S. K. m. 8)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Kocaeli Asliye 2.Hukuk Mahkemesi'nce verilen 14.12.2000 tarih ve 1998/47 - 2000/731 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak taraf vekilleri tarafından istenmiş olmakla, bazı noksanlıkların ikmali için dosya mahalline gönderilmişti. Bu noksanlıkların giderilerek dosyanın gönderildiği anlaşılmakla, duruşma için belirlenen 23.10.2001 günde davalı avukatı A. D. gelip, davacı avukatı tebligata rağmen gelmediğinden, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraf avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi H. K. tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşüldü düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı bankanın yürüttüğü yurt dışına seyahat konusunda kampanya ve ilanlar neticesinde müvekkilinin hesap açmak suretiyle bu kampanyaya iştirak ettiğini, yapılan çekilişte de, çift kişilik bir haftalık Fransa tatil seyahatine hak kazandığını, davacının istenilen tüm belge ve işlemleri yaptığını, ancak davalı bankanın seyahate bir gün kala vize almaya kalkışması ve bunun da sağlanamaması üzerine seyahatin gerçekleşmediğini, esasen davacının kötüniyetli olup, Fransa'da dahi gerekli rezervasyonları yapmadığını, masraf yapan, tatil programı bozulan müvekkilinin maddi ve manevi zarara uğradığını ileri sürerek, şimdilik 500.000.000.-TL maddi ve 1.000.000.000.-TL manevi olmak üzere 1.500.000.000.-TL.nın faiziyle tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin seyahat konusunda kendine düşen edimleri yerine getirdiğini, ancak davacıya vize verilmemesi nedeniyle seyahatin gerçekleştirilemediğini, müvekkilinin kusurlu ve sorumlu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya, toplanan delillere nazaran, ilan yoluyla vaatte bulunan davalının bu taahhüdüyle bağlı olduğu, ancak, taahhüdünü yerine getirmeyen davalının kampanya bedelinden sorumlu olduğu, kişilik haklarına tecavüz kanıtlanamadığından, manevi tazminat koşullarının bulunmadığı gerekçesi ile, davanın kısmen kabulüne, 161.274.750.-TL maddi tazminatın yasal faiziyle davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteminin ise reddine karar verilmiştir.
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve davalı bankayla davacı mudisi arasında seyahat-taşıma ilişkisi bakımından akdi ilişki teşekkül etmiş olup, sözleşmenin ifası davalının kusuru nedeniyle gerçekleşmemiş olmasına nazaran, dava konusu olayda BK.nun 8 nci maddesinin uygulanma imkanı bulunmamasına ve kaldı ki davalının başlangıçtaki ücretsiz seyahat ödülünün dahi mameleki bir değer içermesine göre, davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm, davacı vekilinin ise aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Ancak, dava, bankaya hesap açacak müşteriler arasından kur'a ile belirlenecek müşterilere yurt dışında belli ülke ve sürede tatil taahhüdünün yerine getirilmediği iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davalı tarafından 30.07.1997 tarihli yazı ile 22 - 29 Ağustos 1997 tarihleri arasında çift kişilik Fransa tatili kazandığı müjdelenen davacının eşi ve kendine 7 Ağustos 1997 tarihinde pasaport çıkararak davalının talep ettiği belgeleri de teslim ederek beklentiye girdiği anlaşılmaktadır. Çalıştığı işyerinden buna göre izin talep eden ve yıllık izin ve tatil programı alt-üst olan davacının tatile gönderilmemesi ve dolayısıyla sözleşmeye aykırılık nedeniyle manen acı ve üzüntü duyacağı muhakkaktır. Mahkemece de esasen, olayda davalının kusurlu olduğu kabul olunarak maddi tazminata hükmolunmuştur. Bu durumda mahkemece, tarafların durumuna, olayın özelliğine nazaran üzüntüsünü kısmen hafifletecek, ancak, sebepsiz zenginleşmeye de yer vermeyecek ılımlı bir manevi tazminatın da taktir ve hüküm altına alınması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte yazılı nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine oyçokluğu ile, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3.708.836.-lira temyiz ilam harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 23.10.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin olup, davacı taraf, davalının BK.nun 8 nci maddesine dayalı vaadine rağmen Fransa seyahatini gerçekleştirmediğini ileri sürerek, işbu davayı açmış ve yukarıda da belirtildiği üzere (1.000.000.000.-) TL manevi tazminatın yanı sıra vaade istinaden yaptığı ileri sürdüğü bir kısım harcamalar ve gerçekleşmeyen gezi bedeline karşılık şimdilik (500.000.000.-) TL maddi tazminatın da tahsilini istemiştir.
Borçlar Kanunu'nun 8/1 nci maddesi (Bir iş veya bir şey mukabilinde ilan suretiyle bir bedel vaadeden kimse vaadine tevkifan o bedeli vermeğe mecburdur) hükmünü haizdir. Maddede sözü edilen bedel mameleki değeri olan bir bedel olabileceği gibi bir şilt ve diploma gibi manevi değer taşıyan bir bedel veya dava konusu olayda olduğu gibi bir seyahatte olabilir. Vaad eden mameleki bir bedel vaad edilmiş ise, gereği yerine getirildiğinde edimini mameleki bir bedel vererek ifa edecek, bedel bir şilt veya diploma olduğu taktirde ise şilt veya diplomayı verecektir. Edimin yerine getirilmemesi halinde ise, bedel şayet mameleki bir değer arz ediyorsa yerine getiren bunu isteyecek, şayet mameleki değeri olmayan bir şey vaad edilmiş ise isteyebileceği şilt veya diploma yani aynen ifa olacaktır. Şilt veya diplomanın mameleki bir değeri olmadığı için hiçbir şekilde bunların karşılığında maddi bir tazminat istenemeyecektir.
Bu genel açıklamadan sonra dava konusu olaya dönecek olursak; yukarıda da belirtildiği üzere vaad eden davalı banka ilanda belirtilen gereklere uyulduğunda ve şart gerçekleştiğinde kazananları masrafları kendisine ait olmak üzere Fransa'ya götüreceğini duyurmuştur. İlanda seyahatin gerçekleştirilememesi halinde bedelin ödeneceğine dair bir vaad de mevcut değildir. Bu durumda vaadi yerine getiren ve seyahate hak kazanan davacının isteyebileceği ya aynen ifa veya koşulları varsa manevi tazminat olmak gerekir. Zira seyahat gerçekleşmiş olsa bile davacının mal varlığında bir artış husule gelmeyecektir. Yani mameleki anlamda mal varlığında beklenen bir artış söz konusu olmayacağı için bu anlamda bir zarardan da söz edilemeyecektir. Kaldı ki, davacı taraf vaad edilen seyahat gerçekleştirilmediği için kendi imkanlarıyla Fransa'ya gittiğini de iddia ve ispat etmiş değildir. Kararın bu şekilde kesinleşmesi halinde davacı başlangıçta bile ummadığı bir mameleki değere sahip olacak ve mal varlığı hükmedilen tazminat miktarı kadar nedensiz zenginleşmiş olacaktır.
Öte yandan yukarıda da açıklandığı üzere, davacı taraf davada maddi tazminat istemini sadece gerçekleşmeyen gezi nedeniyle davalının yapacağı harcamayla sınırlı tutmamış, ayrıca gezinin yapılacağı ümidiyle yaptığını iddia ettiği bir kısım harcama tutarlarını da istediği bedelin içinde göstermiştir. Bu durumda mahkemece, davacıdan her iki kalem tazminat miktarını sorup, neticesine göre bir hüküm oluşturmak gerekirken, anılan husus gözden kaçırılarak, yazılı şekilde hüküm tesisi de doğru değildir.
Açıklanan bu nedenlerle davalı vekilinin maddi tazminata ilişkin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekir düşüncesiyle çoğunluk görüşüne karşıyım. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy