(1163 S. K. m. 23)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Eskişehir Asliye 5.Hukuk Mahkemesince verilen 7.6.2001 tarih ve 2000/945-2001/474 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin imzalanan 19.11.1994 tarihli protokol ve 25.9.1995 taahhütname ile davalı kooperatife ait C-4 Blok 1 numaralı Dubleks Dairenin peşin ödenmesi suretiyle üye olduğunu ve aidat yükümlülüğünün bulunmadığını, buna rağmen 28.5.1998 tarih ve 52 sayılı karar ile ihraç edildiğini, bu kararın iptali ve dairenin aidiyetinin tespitine ilişkin aynı mahkemeye açtıkları davanın kabul ile sonuçlanıp kesinleştiğini, buna rağmen yeniden keşide edilen ihtarnameler ile aidat ödenmesinin istenildiğini ve 25.8.2000 tarih ve 120 numaralı karar ile ihracına karar verildiğini, oysa müvekkilinin üyeliğe kabul ediliş şekli bakımından aidat borcu bulunmadığı gibi, dairenin müvekkiline aidiyetinin kesinleşen mahkeme kararı ile sabit olduğunu ileri sürerek, ihraç kararının iptaline, dairenin davacıya aidiyetinin bir kez daha tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, ihraç işleminin hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar doğrultusunda, önceki ihraç kararının iptali üzerine devam eden üyelik nedeniyle oluştuğundan bahisle aidat borçlarının ödenmesine ilişkin ihtarnamelerin ikincisinin davacıya tebliğ edilmeden merciine iade edildiği, bu durumda ihraç kararının usul noktasından iptalinin gerektiği, öte yandan davacının üyeliğe alınış şekli itibariyle aidat ile yükümlü tutulması mümkün olmadığı halde aidat istenmesinin esas bakımından yerinde olmadığı noktası bakımından da ihraç kararının iptalinin lazım geldiği gerekçeleriyle, ihraç kararının iptaline, daha önceki kesinleşen ilamda belirtildiği üzere taraflar arasındaki yazılı sözleşme gereğince davacıya tahsis edilen dairenin davacıya ait olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacının davalı kooperatif üyeliğinden ihracına ilişkin kararın iptali istemine ilişkindir.
Davacını, sabit ve peşin aidat ödeyerek, yönetim kurulu kararı ile ortaklığa alındığı ve kendisine daire tahsis edildiği noktaları çekişmesizdir. Uyuşmazlık, bu şekilde ortaklığa alındıktan sonra, davacının aidat yükümlülüğünün devam edip etmediği, dolayısıyla ihraç kararının öncelikle bu yönden hukuka uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Dairemizin uygulamasına göre, 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 23.madde hükmü /uyarınca, ortaklar hak ve yükümlülüklerde eşit konumda olduklarından, yönetim kurulu bu ilkenin dışına çıkmak istediği taktirde, bu hususu, genel kurul gündemine alarak, genel kurulun tartışmasına açıkça sunmak zorundadır. Bu nedenle, sabit ve peşin aidat ödemek suretiyle ve ortaklığa alınmadaki bu usule uyulmamışsa, böyle bir ortağın, ( devam eden inşaatların finansmanına katılımı için ) üyelik aidat yükümlülüğü devam eder. Açıklanan usule uyulmuşsa, ortaklığa alınmadaki bu farklılık, ortaklığa alındıktan sonra üyelik aidatı istenmesini mümkün kılmaz ise de, kooperatifin amacına ulaşıncaya kadar yapılan genel yönetim ve alt yapı giderlerinden ortağın sorumluluğuna engel değildir. ( Dairemizin 16.4.1995 gün ve 2568-2729 sayılı ve 11.5.2000 tarih ve 3437-4066 sayılı ilamları )
Somut olayda, yönetim kurulu üyelerinin imzalarını taşıyan 25.9.1995 tarihli protokol ile davacı sabit ve peşin aidat ödemek suretiyle üyeliğe alınmıştır. Bu protokolde ve davacının daha önceki ihraç kararını iptal eden aynı mahkemenin 21.9.1999 tarih ve 340-563 sayılı, kesinleşen ilamında, davacının, üyeliğe alındıktan sonra aidat ödeme yükümlülüğünün kalmadığına ilişkin bir tespit de yapılmış değildir. Öte yandan, davacının üyeliğe alınış şeklini onaylayan bir genel kurul kararı bulunup bulunmadığı dosya kapsamından anlaşılamadığı gibi, mahkemece bu yön dahi araştırılmamıştır. İhraç kararına dayanak ihtarnamelerde gösterilen borcun, üyelik aidatına mı, yoksa alt yapı veya genel yönetim giderlerine mi ilişkin olduğu da belli değildir. Mahkemece, bu yönler tartışılmamış, herhangi bir bilirkişi incelemesi de yaptırılmamıştır.
Bu durumda, davacının hukuki durumu yapılan bu açıklamalar ışığında ele alınmak, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırılmak, borcun kaynağı ve davacının sorumlu tutulup tutulamayacağı açıklığa kavuşturulduktan sonra, ihtarnamelerin temerrüt noktasında yerinde olup olmadığının bakılmak gerekirken, tam tersine ihtarnamelerin önce temerrüt noktasında hukuka uygun olmadığının belirlenmesinden başlayarak, uyuşmazlığın ele alınması ve sonrada eksik inceleme ile davacının aidat ile yükümlü olmadığı sonucuna varılması, doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.1.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy