(6762 S. K. m. 1292)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İzmir Asliye 1. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 25.5.2001 tarih ve 2000/93-2001/605 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Gürkan Gençkaya tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkili şirkete ait aracın davalı tarafından kasko sigorta poliçesinin yapıldığını, meydana gelen kaza neticesinde oluşan hasarın davalı tarafından karşılanmadığını, yapılan icra takibine haksız olarak itiraz edildiğini ileri sürerek, itirazın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sigortalının resmi makamlara haber verip gerekli tespitleri yaptırmaksızın olay yerini terk ettiğini, müvekkili şirketin rücu imkânının kısıtlandığını, olayı tevsik eden belge bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve dosyadaki bilgilere göre, davacı sigortalının kazadan sonra olay yerini terkettiği, aracın tamirhaneye götürülerek delillerin karartıldığı, davalının rücu imkanının ortadan kaldırılmış olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kasko sigorta poliçesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.
Davalı sigorta şirketi, kasko sigorta poliçesini düzenlediği davacıya ait aracın yaptığı kaza sonrasında kaza ile ilgili bilgi ve belgeleri yetkili makamlara tespit ettirmeyerek ihbar yükümlülüğüne aykırılıkta bulunduğunu savunarak hasar bedelini ödemekten imtina etmiştir.
Kasko Sigortası Genel Şartları B.1.5 maddesine göre, sigortalı, sigortacının isteği üzerine rizikonun gerçekleşmesi nedenlerini ayrıntılı şekilde belirlemeye, zarar miktarı ile delilleri saptamaya ve rücu hakkının kullanılmasına yararlı bilgi ve belgeleri gecikmeksizin sigortacıya vermekle yükümlüdür. İhbar yükümlülüğünün gereği gibi yerine getirilmemesi durumunda müeyyide genel şartlarda düzenlenmemiş ancak, ancak bu husus rizikonun teminat dışında kaldığı haller arasında da sayılmamıştır. Bu durumda, konuyu genel olarak düzenleyen T.T.K.nun 1292.maddesinin son fıkrasına göre uygulama yapılması zorunlu olup, buna göre, ihbar yükümlülüğünün kasten yerine getirilmemesi durumunda sigortalının haklarını zayi edeceği, kusurunun bulunması halinde ağırlığına göre sigortacının ödemekle yükümlü olduğunun kabulü gerekmektedir.
Yukarıda anılan ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde, davacının kasıtlı olarak ihbar yükümlülüğünü yerine getirmediğinin davalı sigorta şirketi tarafından ispatlanamadığı, sigortalıya atfedilen kusurunda olayın özelliğine göre sigortacının rücu imkanını ortadan kaldıracak nitelikte bir kusur olmamasına göre işin esasına girilerek, davacının alması gereken tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken aksi düşünceler ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 11.03.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy