(6762 S. K. m. 1264, 1297) (818 S. K. m. 101, 106)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bornova Asliye 2. Hukuk Mahkemesince verilen 13.6.2001 tarih ve 1999/1297-2001/621 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi V. Çiçekli tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait aracın davalı sigorta şirketine kasko poliçesi ile sigortalı olduğunu, kazaya karışıp zarar görmesine karşın davalının hasar bedelini ödemediğini ileri sürerek, 744.001.700 TL. nin davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davacının primleri belirtilen sürede ödemediğini, bu nedenle poliçenin iptal edildiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre, taraflar arasındaki kasko sigortası genel şartlarının 16 ncı maddesinde açıkça sigorta ücretinin süresinde ödenmemesi halinde hiçbir fesih ihbarında bulunmadan davacının temerrüde düşeceğinin belirtildiği, somut olayda böyle bir durumun söz konusu olup, davacı vekilinin de, geç ödemeyi kabul ettiği, TTK. nun 1264 ve 1297 nci maddelerinin sözleşmede hüküm olmaması hallerinde uygulanabileceği ve davalının tazminatı ödememekte haklı bulunduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, kasko sigortası poliçesinden kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir.
Taraflar arasında poliçenin düzenlendiği 26.4.1999 tarihinde ilk primin ödendiği ve sözleşmenin kurulduğu konusunda bir uyuşmazlık yoktur. Uyuşmazlık, poliçeye ekli ödeme planına göre 26.7.1999 tarihinde ödenmesi kararlaştırılan geri kalan prim taksitlerinin vadesinde ödenmemesi halinde poliçenin kendiliğinden münfesih sayılıp sayılmayacağı noktasındadır.
Poliçe Genel Şartlarının 16/4 maddesinde, primin taksitle ödenmesi kararlaştırıldığı takdirde, taksitlerin kesin ödeme zamanı, miktarı ve ödememesinin sonuçları poliçe üzerinde yazılır veya poliçe ile birlikte yazılı olarak sigorta ettirene bildirilir. Sigorta ettiren kimse, kesin vadeleri poliçe üzerinde belirtilen ya da yazılı olarak kendisine bildirilmiş olan prim taksitlerinin herhangi birini vade günü bitimine kadar ödemediği takdirde temerrüde düşer. Sigorta ettiren, prim borcunu temerrüde düştüğü tarihi takip eden onbeş gün içinde ödemediği takdirde sigorta teminatı durur. Rizikonun gerçekleşmemesi kaydıyla, teminatın durduğu süre içinde prim borcunu ödemesi halinde teminat durduğu yerden devam eder. Sigorta teminatının durduğu tarihten itibaren 15 gün içerisinde prim borcunun ödenmemesi halinde, sigorta sözleşmesi hiçbir ihtara gerek olmaksızın feshedilmiş olur hükmü mevcut olup, mahkemece bu hüküm dayanak gösterilerek davanın reddine karar verilmiştir.
Ancak anılan poliçe hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilen TTK. nun 537 sayılı KHK ile değiştirilen 1297/2 nci maddesi hükmünün tekrarı niteliğindedir. Anılan yasa hükümleri iptal edildiğine göre, bu konuda öncelikle belirlenmesi gereken husus, bu aşamada bir yasa boşluğu oluşup oluşmadığı olmalıdır. Dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre, bu durumda TTK. nun 1264/1 nci maddesi hükmüne göre, bu kitapta Sigorta Hukuku hüküm bulunmadıkça, sigorta sözleşmeleri hakkında Borçlar Kanunu hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alındığına göre, aynı konuyu düzenleyen BK. nun 101. ve onu izleyen maddelerdeki temerrüt ve fesih hükümlerinin uygulanması gerekecektir. Bu durum karşısında anılan KHK. nin 1297/2 nci maddesi hükmü yerine BK. nun 101. ve 106 ncı maddelerindeki hükümlerin uygulanması gerekecektir. Oysa, özel sözleşme hükmü olarak konulduğu savunulan poliçe ekindeki ve iptal edilen TTK. nun 1297/2 nci maddesi hükmünü aynen içeren ihtarsız askıya alma ve feshi ihbarsız fesih sonucunu doğuran düzenleme şekli BK. nun yukarıda değinilen hükümlerine aykırı ve daha ağır sonuçları içermektedir. Bilindiği üzere TTK. nun 1264/4 ncü maddesi hükmü uyarınca bu fıkrada belirlenen yasal düzenlemelerin aksine sözleşme hükmü getirilmeyecektir. Getirildiği takdirde ise, bu sözleşme hükümleri değil, yasa hükümleri resen uygulanacaktır. Bu nedenle davalı sigortaca savunulan özel sözleşme hükümlerinin geçerli olacağına ilişkin görüşe itibar edilmesi mümkün görülmemiştir.
Kaldı ki, anılan özel sözleşme hükmü poliçeye tarafların ve özellikle sigorta ettirenin özgür iradesi ile değil, TTK. nun yine 537 sayılı KHK ile değiştirilen 1297/1 nci maddesinin 2. fıkrasının emredici hükmü uyarınca ve o düzenlemeye göre sigorta ettireni uyarma ve onu koruma amacı ile poliçeye derc olunmuştur. Anılan düzenleme hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş bulunmasına göre, iptal edilen yasa hükmü uyarınca konulmuş hükmün sözleşme hükmü olarak konulmasının hiçbir yasal dayanağı bulunmamaktadır.
Şu halde, mahkemenin aksine görüşü içeren hükmünün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 05.03.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy