(6762 S. K. m. 1235, 1236, 1245) (2675 S. K. m. 34) (HGK. 06.05.1998 T. 1998/12-287 E. 1998/325 K.)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Beyoğlu Asliye 2. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 5.10.2001 tarih ve 1999/559-2001/589 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Verda Çiçekli tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin yurt dışında her türlü takyidattan arınmış olarak 28.3.1999 tarihinde dava dışı E. S. İnternational Corporation Ltd. Şti. nin açık artırma ile satın aldığı Amir-1 isimli gemiyi yine her türlü takyidattan ari olarak satın aldığı halde, davalının eski donatanlar hakkında başlattığı icra takibinden dolayı davalı tarafından Tuzla tersanesinde tutularak seferden men edildiğini, seferden men kararının kaldırılması için ihtirazı kayıtla (15.500) USD. ödediklerini oysa müvekkilin bu borçtan sorumlu olmadığını ileri sürerek (15.500) USD. nin davalıdan istirdadını talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, TTK. nun 1235/2 nci maddesi uyarınca alacağın gemi alacaklısı hakkı verdiğini ve aynı yasanın 1236 ncı maddesi uyarınca bu hakkın gemi zilyedi olan herkese karşı ileri sürülebileceğini, gemi alacaklısı haklarının geminin ancak Türkiye'de cebri icra yolu ile satılması halinde sona ereceğini, yabancı ülkede cebri icra yoluyla satıldığından bu hakkın sona ermediğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taraflarca sunulan kanıtlar ve yaptırılan bilirkişi incelemesine göre, uyuşmazlığın yurt dışında tüm borçlarından ari olarak devlet tasarrufu ile cebri icra yoluyla satılmasının gemi üzerideki gemi alacaklısı hakkını sona erdirip erdirmeyeceği noktasında toplandığı, davaya konu Amir-1 gemisinin önceki maliki İsrail'li E. S. şirketi tarafından mahkeme kararına istinaden yapıldığı anlaşılan cebri icra yoluyla gerçekleştirilen satışla alındıktan sonra davacı şirkete satıldığının anlaşıldığı, mahkemesince usul ve yasaya uygun bir devlet tasarrufu olan cebri icra yoluyla geminin satılmasının aynı geminin daha önceki malikleri zamanında oluşan fener ve tahlisiye ücretlerinden oluşan gemi alacaklısı hakkını sora erdireceği kanaatine varıldığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Davaya esas olan sorun; Yabancı bayraklı bir gemi üzerinde doğmuş bulunan gemi alacaklısı hakkının, o geminin yine yabancı bir ülkede, her türlü takyidattan arınmış şekilde, cebri icra yolu ile satılması halinde sona erip, ermeyeceği hususundan kaynaklanmaktadır.
Davacı yan, bu tür satışın, ihale yeri hukukuna tabi olup, gemi mülkiyetini alıcısına geçireceği gibi, her türlü takyidattan arınmış olarak ihale yapılmış olmakla, gemi alacaklısı hakkının da sona ereceğini ileri sürmüş, davalı vekili ise, TTK. nun 1235. maddesi gereğince Türkiye'de doğmuş gemi alacaklısı hakkının, aynı yasanın 1245 inci maddesi uyarınca geminin ancak Türkiye içinde cebri icra yolu ile satılması halinde sona ereceğini savunmuştur.
Satışa ilişkin cebri icra işlemlerinin bir yargı faaliyeti olmadığı, ihale tutanaklarının hakim iştiraki veya nezaretinde yapılsa bile ilam mahiyetinde bulunmadığı, bu nedenle de uygulanması için MÖHUK. 34 üncü maddesi gereğince tenfiz kararı gerekmeyeceği, keza bu tür işlemlerin, işlem yeri ülkenin egemenlik hakkı kapsamına girip, bu konuda yapılan ihale, rehin tesisi ve sair icra-i fiillerin, bulundukları yer hukukuna tabi olacağı hususları Dairemizin yerleşik kararları ve HGK. nun 6.5.1998 tarih 12-287/325 sayılı kararı ile benimsenmiş bulunmaktadır.
Yine, özellikle yabancı bayraklı bir geminin yurt dışında usulüne uygun biçimde, cebri icra yolu ile satışı sonucu ihalenin geçerli sayılacağı ve mülkiyetin alıcısına intikal edeceği, bu sonucun her yerde kabul göreceği her türlü izahtan varestedir.
Ancak, TTK. 1235. maddesi uyarınca kazanılmış gemi alacaklısı hakkının, 1236. madde gereğince gemi üzerinde alacağın icrasına yönelik kanuni rehin hakkı vermesi, bu hakkın gemiye zilyet olan her üçüncü şahsa karşı ileri sürülebilir nitelikte bir hak olması, kanuni rehin hakkının sukutunun aynı yasanın 1245 inci maddesinin açık ifadesine göre geminin Türkiye içinde cebri icra yolu ile satışı şartına bağlı bulunması, biçimindeki yasal düzenlemeler karşısında, gemilerin yabancı ülkelerdeki icra-i satışları halinde gemi alacaklısı hakkının da kalkmış olacağının kabulüne yasal olanak bulunmamaktadır.
Somut olayda, gemi üzerindeki, gemi alacaklısı hakkı ve bunun sağladığı kanuni rehin hakkı Türkiye'de Türk Kanunlarına göre yasadan dolayı doğmuş olup, uygulama-infazda yine Türkiye'de yapılmıştır. TTK. nun 1245. maddesi rehin hakkının sukutunu Türkiye'de İİK. hükümlerine göre yapılacak cebri icra satışına bağlamıştır. Bununla ipotek, kanuni rehin hakkı ve sair hak sahibi alacaklıların satış parasından öncelikle istifade etmesi amaçlanmıştır. Davacı yanın rehin hakkının ihale sonucu sukutuna ilişkin yorumu, mahkemenin de aynı gerekçe ile davayı kabulü, TTK. nun 1245 nci maddesi lafzına ve bu madde ile amaçlanan sonuca aykırı düşmektedir.
Yabancı ülkedeki cebri icra yolu ile gemi satışı, ihale işlemleri ve mülkiyetin geçişi ihale yeri hukukuna tabi olmakla beraber, satılan gemi üzerindeki kanuni rehin hakkının doğumu, kullanılması ve sukutu konusunda uygulanacak yasa hakkında da aynı sonuca varmak mümkün değildir. Zira Deniz Hukukuna özgü bir hak olan Gemi alacaklısı hakkının bahsettiği Kanuni rehin hakkı yasadan doğan, tescile tabi olmayan geminin her zilyedine karşı kullanılabilen, icraya yönelik bir haktır. Bu hakkın, geminin cebri icra ile satışı sonunda ortadan kalkması TTK.1245. maddesi gereğince satışın Türkiye içinde yapılmış olması koşuluna bağlıdır. İhale yurt dışında yapılmış ve satışın takyidatsız olduğu belirtilmiş olsa bile yine TTK. 1245. maddesindeki şart mevcut olmadığından rehin hakkı satışla son bulmaz. Kanuni rehin hakkının anılan niteliği itibariyle doğumu, tanınması, kullanılması ve sukutu devletlerin hakimiyet hakları ile ilgili birer icra işlemleri olduğundan yapıldıkları ülke hukukuna tabi olmak gerekir. Olayımızda uygulanması gerekli TTK. 1245. maddeye göre, rehin hakkının sukutu şartı oluşmadığından aksine kanaatle kanuni rehin hakkının son bulduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi doğru bulunmamış davanın reddine karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy