(818 S. K. m. 53) (2918 S. K. m. 39, 95)
Dava: Taraflar arasında görülen davada Bağcılar Asliye Hukuk Mahkemesi'nce verilen 05.06.2002 tarih ve 2000/2400 - 2002/1237 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davacı vekili ile davalılardan S. Yılmaz vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Salih Çelik tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı sigorta vekili, davalılardan Sait' in müvekkiline ZMSS poliçesi ile sigorta ettirdiği aracın, davalılardan Ali' nin izni ile sürücü belgesiz diğer davalı Erhan' a kullanması için verilmesi sonrası oluşan tek taraflı kazada yol kenarındaki 3 ncü kişilerin ölmesi sonucu mirasçılarına müvekkilince 14.000.000.000 lira tazminat ödendiğini ileri sürerek poliçe genel şartları uyarınca bu meblağın temerrüt faiziyle birlikte tazminini talep ve dava etmiş, daha sonra davalılardan Ali ve Erhan hakkındaki davayı atiye bırakmıştır.
Davalı Sait vekili, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve benimsenen bilirkişi raporu doğrultusunda ceza dosyasının sonucunun beklenmesinin gerekmediği sonucuna varılarak, davanın davalılardan Sait bakımından kabulüne karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili ile davalılardan Sait vekili temyiz etmiştir.
1- Dava, davalılardan Sait'in davacı sigorta şirketine ZMSS poliçesi ile sigorta ettirdiği aracının, diğer davalılardan biri tarafından sürücü belgesiz olarak kullanıldığı iddiasına dayalı olup, 3 ncü kişilere ödenen destek tazminatının bu poliçe genel şartlarının 4/C maddesi uyarınca rucüen tahsili istemine ilişkindir.
Dosya kapsamına göre, davalılardan Sait, maliki olduğu aracını davacıya ZMSS poliçesi ile sigorta ettirdiği sabit ise de, diğer davalıların hangisinin sürücü sıfatının bulunduğu ve sürücü belgesiz olduğu dosya kapsamından kesin olarak anlaşılamamaktadır. Davalılardan mümeyyiz Sait'in hukuki durumunun tespiti bu noktanın aydınlığa kavuşturulmasına bağlıdır. Davacının delil listesinde dayandığı trafik kaza tespit tutanağı dosya içerisinde bulunmamaktadır. Dava dilekçesinde ekli bilirkişi raporu fotokopisinden, davalılardan Ali'nin ve Erhan'ın sürücü olduğundan bahisle ceza mahkemesinde yargılandıkları anlaşılmaktadır. Mahkemece, bu iki davalı hakkındaki işbu davanın atiye terk edilmesi nedeniyle ceza davasının sonucunun beklenilmesinin gereksiz olduğu sonucuna varılmış ve davalılardan Sait'in sorumluluğuna hükmedilmiştir.
Oysa, BK'nun 53 ncü maddesine ve yerleşik Yargıtay uygulanmasına göre, hukuk hakimi; gerek ceza hakiminin belirlediği kusur oranı ile gerekse delil yetersizliğine davalı beraat kararı ile bağlı değil ise de, sanığın isnat edilen eylemi işlemediğinin kesin olarak tesbiti olgusuna dayalı beraat kararı ile ve o eylemin hukuka aykırılığını ve failiyle belirlenen mahkumiyet kararının bu yönleri ile bağlıdır.
Bu durumda, mahkemece, ceza davasının sonucu beklenerek, davalılardan Ali ve Erhan'dan hangisi hakkında kesin beraat veya mahkumiyet kararı verileceği tesbit edilmek, hangisinin sürücü belgesiz olduğu da saptanmak, sürücü belgesiz olanın mahkumiyet alması halinde, destek tazminat miktarı uzman bilirkişiye hesaplatılmak, tesbit ettirilecek kusur oranına isabet edecek tazminat miktarı belirlenerek, davalılardan Sait' in sorumlu olacağı miktar saptanmak, sonucuna göre karar verilmek gerekirken, bu davalı bakımından eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm tesiri doğru olmamış, kararın bu davalı yararına bozulması gerekmiştir.
2- Kabule göre, davalılardan Ali'nin sürücü ve sürücü belgesiz kabul edilmesinin gerekçeleri karar yerinde açıklanmadan, destek tazminat miktarı uzman bilirkişi aracılığı ile tesbit ettirilmeden, davanın davalılardan mümeyyiz Sait bakımından kabulüne karar verilmesi doğru olmamıştır.
3- Öte yandan, ZMSS poliçe Genel Şartları'nın 4/a bendinde, rizikonun, işletenin veya eylemlerinden sorumlu olduğu kişilerin kasdi bir eylemi veya ağır kusuru sonucu oluşması halinde de sigortacının sigortalısına rücu edebileceği hüküm altına alınmıştır. Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, ağır kusur kavramı bir özel hukuk kavramı olup, kast olmamakla birlikte kasta yakın bir kusurun varlığını ifade etmekte olup, ve bu maddede de "tam kusur" dan değil, "kast" veya "ağır kusur" dan söz edilmektedir.
Hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalılardan Ali'nin sürücü olarak kabulü olasılığında, direksiyon hakimiyetini kaybederek yolda oturan iki kişinin ölümüne neden olduğu belirtilerek, bu davalı tam kusurlu kabul edilmiş olup, açıklanan bu kusur şeklini, ağır kusur veya kasıt olarak nitelendirmek doğru değildir. Mahkeme ise, bu nokta üzerinde durmamış, bu rücu nedeni bakımından da bir tartışma dahi yapmamıştır. Kaldı ki, davacı taraf dava dilekçesinde genel şartların 4/a bendine değil, 4/c bendine dayanmış olup, tam kusura dayalı hükmün bu nedenle de kabul şekli bakımından bozulması gerekmiştir.
4- Davacı vekilinin temyizine gelince; hüküm tarihinden geçerli tarife uyarınca davacı lehine vekalet ücreti hükmedilmesi gerekirken, bir önceki tarife uyarınca sonuçta eksik vekalet ücretine hükmedilmesi de, kabul şekli bakımından hükmün davacı yararına bozulmasını gerektirmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1, 2, 3 nolu bentte açıklanan nedenlerle, davalılardan Sait vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün bu davalı yararına, 4 nolu bentte açıklanan nedenle, hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödedikleri temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edenlere iadesine, 28.04.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy