(6762 S. K. m.530,531,539/4)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 7. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 25.06.2002 tarih ve 2002/71-2002/602 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 15.04.2003 günde davacı avukatı ile davalı avukatı gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin davalı Ltd.Şti.nin %50 oranında sermaye payı sahibi olarak ortağı olduğunu,1997 yılında kurulan şirketin bilanço, kar zarar hesapları, defter ve dayanaklarının müvekkiline incelettirilmediğini, yaratılan durumun TTK'nun 530 ve 531 nci maddelerine aykırı olduğunu, davalı şirket müdürünün ihtara karşın şirketin 2000 yılı ortaklar kurulu toplantısını yapmaktan kaçındığını, özel vekaletnameye karşın müvekkilinin temsil edilmesine engel olunduğunu, ana sözleşmenin 12 nci maddesi uyarınca müvekkilinin 01.06.2001 tarihi itibariyle 2000 yılında payı 25.000.000.000 TL kâr payı ile dava tarihine kadar işlemiş 8.750.000.000 TL faiz olduğunu ileri sürerek, toplam ( 33.750.000.000 )TL'nin %60 faizi ile birlikte davalılardan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalılar vekili, müvekkili Fatih'e husumet düşmediğini, kar dağıtılması için ortaklar kurulu kararı gerektiğini, davacıya usulüne uygun çağrı yapılmasına karşın toplantıya iştirak etmemesi nedeniyle toplantının yapılamadığını, 20'den az ortaklı limited şirketlerde ortağın kendini vekille temsil ettiremeyeceğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taraflarca sunulan kanıtlara göre, TTK'nun 539 ncu maddesi uyarınca kâr dağıtımı konusunda genel kurulca karar verilmedikçe kâr dağıtımının söz konusu olmayacağı, davalı şirketin 2000 yılı ortaklar kurulu toplantısının yapılmadığı, kâr dağıtımı konusunda alınmış bir karar olmadığı bu nedenle bu aşamada kâr payı istenemeyeceği,davalı Fatih'e husumet yöneltilemeyeceği gerekçesiyle, davalı şirket hakkında zamansız açılan davanın reddine,diğer davalı hakkındaki davanın husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, davalı limited şirketten kâr payı tahsili istemine ilişkin olmakla, bu tür davalarda diğer ortak durumunda olan Fatih'e kişisel yönden husumet düşmeyeceğinden, bu davalı yönünden davanın husumet yönünden reddi hakkındaki karar yerinde görüldüğünden bu yöne ilişen temyiz itirazlarının reddi ile hükmün onanması gerekmiştir.
2-Yukarıda da değinildiği gibi dava, limited şirket ortağının kâr payının kendisine ödenmediği iddiasına dayalı kâr payının tahsili istemine ilişkindir.
Kural olarak bir sermaye şirketi türü olan limited şirkete, TTK.nun 533.üncü maddesi uyarınca bu şirketin sağlayacağı kazançtan yararlanmak amacı ile ortak olunur. Yine ilke olarak bu tür şirketlerde ortağın kâr payı alacağı, ortaklar kurulunun TTK.nun 539/4.ncü maddesi gereğince kâr dağıtma kararıyla muacceliyet kazanır. Ancak, şirket ana sözleşmesinde aksine hüküm yoksa, ortaklar kurulu TTK.nun bu konudaki düzenlemeleri ile bağlı olup, tahakkuk eden kazanç üzerinde dilediği gibi tasarruf yetkisine sahip değildir. Ortaklar kurulu, bilançoya göre ortaya çıkan kazancı dağıtmaktan keyfi bir şekilde diğer bir değişle hot be hot sarfı nazar edemez. Türk Ticaret Kanunu hükümlerine aykırı olan kararlar iptal ettirilebileceği gibi, şirketçe kâr dağıtmama konusunda haklı bir nedene dayanmayan direnme halinde ortaklar, kazancın kanun hükümleri gereğince tespit ve dağıtılmasını da talep ve dava edebilirler. ( Bkz. Ord. Prof. Dr. Halil Aslanlı-Prof. Dr. Hayri Domaniç, Limited Şirketler Hukuku ve Uygulaması İst. 1989 C.lll. Sah.454. ) Bu nedenle, somut olayda da davalı şirketin kuruluşundan beri kâr payı dağıtmadığı, bu konuda ortaklar arasında uyuşmazlık çıktığı ve davalı şirketin direngen hale geldiği anlaşıldığından, davacı ortağın kâr payının tespit ve tahsilini mahkemeden isteme hakkı olduğunun kabulü gerekir. Bu durumda mahkemece, davalı şirketin faaliyet gösterdiği sektörün genel gelişimi, ekonomik faaliyet ve amaçları, ayrıca şirket işlemlerinin devamlı gelişmesini veyahut mümkün olduğu kadar istikrarlı kâr payı dağıtılmasını temin bakımından 2000 yılında davalı şirketin kâr payı dağıtmasının gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, ne oranda dağıtması gerektiği yolunda bu sahada uzman kişilere bilirkişi incelemesi yaptırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekir iken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi yerinde görülmediğinden, davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı Fatih ile ilgili temyiz itirazlarının reddi ile bu konudaki hükmün ONANMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz isteminin kabulü ile hükmün davalı şirket bakımından BOZULMASINA, 275.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin Avukatlık Ücret Tarifesi'nin 21 nci maddesi gereğince KDV'si ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 16.05.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy