(6762 S. K. m. 360/4)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 5.Ticaret Mahkemesi'nce verilen 23.05.2002 tarih ve 2002/359 - 2002/518 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, 29.04.2003 duruşma için belirlenen günde davacı avukatları A. Kurutluoğlu ve C. Arkun ile davalı avukatı İ. Peksever gelip, temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan taraflar avukatları dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Verda Çiçekli tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkilinin BDDK'nca davalı bankaya hisseleri devredilen D... A.Ş.nin A grubu pay senetleri üzerinde intifa hakkı bulunduğunu, ana sözleşmenin 27 nci maddesi uyarınca A grubu pay sahibinin yönetim kurulu üyelerinin yarıdan bir fazlasını seçme hakkı bulunduğunu, ek 2 nci madde gereğince yönetim kurulu üyelerinin yarıdan bir fazlasının müvekkili tarafından seçilmesi gerektiğini, oysa 30.10.2001 günü yapılan olağanüstü genel kurul toplantısına tüm ortakların katıldığı gösterildiği halde müvekkilinin çağrılmadığını ve müvekkilinin ana sözleşmenin 27 nci maddesi gereğince haiz olduğu imtiyazlı haklarının ihlal edildiğini, D. A.Ş.nin davalı H. Bank A.Ş. ile birleştirilmesine ilişkin anlaşma mevcut ise de, A.Ş.lerin birleşmelerinde birleşme, hangi şekilde olursa olsun devredilen ve birleştirilen A.Ş.nin tüm hak ve alacakları borç ve yükümlülükleri ile birlikte gerçekleştiğini dolayısıyla payları devralan davalı bankanın pay senetlerini tüm hak ve yükümlülükleri ile devraldığını bu durumda intifa hakkı sahibi çağrılmadan yapılan genel kurulun ve özellikle 5nci gündem maddesinin kanununa, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olduğunu ileri sürerek, 30.10.2001 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının ve özellikle 5 nci gündem maddesinin iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın süresinde açılmadığını, davacının dava hakkı bulunmadığını, davacının intifa hakkının sona erdiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, taraflarca sunulan kanıtlara göre, davacının intifa hakkına dayanarak genel kurul toplantısının iptalini istediği, TTK'nun 403 ncü maddesinde intifa hakkı sahiplerine azalık hakkı verilmeyeceğinin belirtildiği, bu durumda davacının genel kurula katılma ve oy hakkı bulunmadığı, TTK'nun 381 nci maddesinde kimlerin genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceğinin sayılmış olup, bunlar arasında intifa hakkı sahiplerinin sayılmadığı, bu durumda intifa hakkı sahibi olan davacının iptal davası açma hakkı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, anonim ortaklık olağanüstü genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, yukarıda da değinildiği üzere dava dilekçesinde müvekkilinin davalı A.O.ın A grubu pay senetleri üzerinde intifa hakkı bulunduğunu ve A grubu pay senetleri sahibinin yönetim kurulunun yarıdan bir fazlasını seçme hakkı olduğunu 30.10.2001 tarihinde toplanan olağanüstü genel kurul toplantısının TTK'nun 370 nci maddesi uyarınca çağrısız olarak yapıldığını ve fakat müvekkilinin bu genel kurula çağrılmadığını ve bu suretle müvekkilinin haiz olduğu imtiyaz hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, yapılan genel kurul kararlarının iptali isteminde bulunmuş, mahkemece, davacının dava hakkı bulunmadığından davanın reddine karar verilmiştir.
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, davacının genel kurul iptali konusunda dava hakkı bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır. TTK'nun 360/4ncü maddesinde açıkça Üzerinde intifa hakkı bulunan bir hisse senedinden doğan rey hakkı, intifa hakkı sahibi tarafından kullanılır hükmü öngörülmüştür. Şu halde mahkemece, uyuşmazlığın yukarıda anılan açık kanun hükmü çerçevesinde değerlendirilerek, davacının dava hakkı olduğunun kabul edilip, işin esasına girilmesi, bundan sonra tarafların tüm kanıtları ile davalının tüm savunmalarının değerlendirilmesi ve özellikle davalıya hisse devir sözleşmesinin getirtilerek, tüm kanıtlar birlikte değerlendirildikten sonra işin esası hakkında bir karar verilmek gerekirken, davaya uygulama alan ve olanağı bulunmayan TTK'nun 403 ve 381 nci maddelerine göre davanın dava hakkı yokluğundan reddi doğru olmamış ve kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenlerle, kararın davacı yararına BOZULMASINA, 275.000.000.-TL duruşma vekillik ücretinin Avukatlık Ücret Tarifesi'nin 21 nci maddesi gereğince KDV'si ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 29.04.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy