(6762 S. K. m. 1269)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 3.Ticaret Mahkemesince verilen 12.11.2001 tarih ve 2000/1305-2001/1352 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ata Durak tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, müvekkiline ait ve davalı şirkete kasko sigortalı aracın uğradığı (40.700.000.000) lira hasar bedelinin usulüne uygun müracaata rağmen ödenmediğini ileri sürerek, anılan meblağın 27.9.2000 tarihinden itibaren banka reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sözkonusu sigorta poliçesinin, kaza tarihinden önce feshedildiğini, müvekkil şirketin bu nedenle, herhangi bir tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davalı sigorta şirketinin, poliçe genel şartlarına göre, usulüne uygun bir fesih ihbarında bulunabilmesi için feshin hüküm ifade ettiği tarihe kadar geçen sürenin priminin hesaplanması, fazlasının geri verilmesi gerekirken, tam aksine davranarak, düzenlediği zeyilname ile sigorta bedelini poliçede yazılı tam bedele tamamlayarak davacıya, sigorta korumasının süreceği konusunda tam bir inanç sağladığı, bu aşamadan sonra tek taraflı olarak sözleşmeyi feshetmesinin MK.nun 2 nci maddesi uyarınca objektif iyiniyet kurallarına aykırı olduğu, toplam hasar bedelinin ise (36.872.305.000) lira olup, davalı şirketin 4.10.2000 tarihinde temerrüde düştüğü gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne, anılan meblağın 4.10.2000 tarihinden itibaren %60 ve değişen oranlarda reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1-Dava, kasko sigorta sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir. TTK.nun 1269 ncu maddesi uyarınca, malı rehin alan kimse sıfatıyla o mal üzerindeki menfaatini kendi adına sigorta ettirebileceği gibi, aynı yasanın 1270 nci maddesi hükmü uyarınca bir başkasının da rehin konusu malı, rehin alan hesabına ve onun lehine sigorta ettirmesi mümkündür. Böyle bir durumda, sigortalı durumda olan, rehin hakkı sahibi olduğundan, sigorta şirketinden tazminat talep etme hakkının da öncelikle ona ait olması gerekir ve sigorta ettiren, ancak, sigortalı malın dain ve mürtehini olan ve lehine sigorta edilenin açık muvafakatini almak ve bu suretle sigortadan, şayet kendi menfaati de zedelendiği taktirde, tazminat istemek hakkına sahip olur. Bu hususlar dikkate alınmadan mahkemece, davacılık sıfatının araştırılması bakımından davacıya, asıl dava ve talep hakkına sahip sigortalı Temsa A.Ş.den, davaya muvafakat veya icazetleri olduğunu belgelendirmesi için mehil verilmesi, bu usuli işlem tamamlandığı taktirde ve dava dışı Temsa A.Ş.nin araç üzerinde rehin hakkı bulunduğu anlaşıldıktan sonra, sigortalı olan davacının da dava hakkının bulunduğunun kabulü ile işin esasına girilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma neden ve kapsamına göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 6.6.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy