(6762 S. K. m. 1281) (1086 S. K. m. 275)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 8. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 03.07.2001 tarih ve 2000/1512-2001/809 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi duruşmalı olarak davacı vekili tarafından istenmiş olmakla, duruşma için belirlenen 14.05.2002 günde davacı avukatı A. Ekber Yılmaz geldi, davalı avukatı tebligata rağmen gelmedi. Temyiz dilekçesinin de süresinde verildiği anlaşıldıktan ve duruşmada hazır bulunan tarafın avukatı dinlenildikten sonra, duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakılmıştı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi Harun Kara tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacı vekili, davalı şirkete kasko sigortalı müvekkiline ait aracın 13.07.2000 tarihinde meydana gelen trafik kazasında hasarlanmasına rağmen sigorta tazminatının ödenmediğini ileri sürerek, 9 milyar liranın tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, sürücünün olayı müteakip yanındakilerle birlikte kaçarak 10 saat sonra trafiğe başvurduklarını, olayın gece sabaha karşı 04 sıralarında ve tamamen aşırı hız ve sürücü hatasından kaynaklandığı dikkate alındığında sürücünün alkollü olduğunu, olay sonrası bir tespit yaptırılmadığını, poliçe genel şartlarına uyulmadığını, hasarın TTK'nun 1281'de yer alan teminat kapsamına girmeyen rizikolardan doğduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia ve savunmaya toplanan delillere nazaran, sürücünün alkollü olması durumunda rizikonun sırf sürücünün alkollü olmasından kaynaklandığını sigortacının ispat etmek zorunda olduğu, ancak somut olayda, olayı müteakip sürücünün olay yerini terk ettiği, bu terkin olayın şokuna bağlı tutulabilir ise de, bilahare olay yerine tekrar geldiği ve TV kameralarını görünce tekrar uzaklaştığı, böylece sürücünün iradi menfi tutumu ile sigortacıya tanınan ispat külfetinin ortadan kaldırıldığı, sürücünün olay sonrası ruhsal durumu için hemen doktora gitmesine rağmen alkol almadığına dair rapor almamasının dikkat çekici olduğu, bu durumda, olayın meydana gelmesindeki gerçek sebep ile ilgili araştırmaya gerek olmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kasko sigorta tazminatına ilişkin olup, taraflar arasındaki uyuşmazlık, sigortalı araç sürücüsünün olaydan sonra olay yerini terk etmesi, bir müddet sonra dönmesine rağmen kendi rızası ile tekrar ayrılması, önemli bir yaralanması olmamasına ve doktora başvurmasına rağmen, bildiği halde alkol raporu almaması karşısında davalı sigortacının tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı hususundadır. Davalı taraf cevap dilekçesinde, davacının poliçe genel şartlarına uymadığını savunmuş ise de, bu husustaki savunmasını uygun şekilde kaza tespit tutanağı tutulmaması ve sürücünün alkollü olduğu şekilde somutlaştırmıştır. Sabaha karşı dahi olsa olayın, trafiğin günün her saatinde devamlılık gösterdiği Boğaziçi Köprüsü çıkısında meydana geldiği anlaşılmakta olup, her ne kadar, sürücü ayrılmış da olsa, olayı müteakip trafik kaza tespit tutanağı düzenlendiği ve krokiye bağlandığı görülmektedir.
Aksi de kanıtlanmamış olmadığına göre, trafik kaza tespit tutanağının sürücünün gıyabında tutulması sonuca etkili değildir.
Olay sırası sürücünün alkollü olup olmadığı sorununa gelince; olayı müteakip sürücü ve araçta bulunan arkadaşlarının karşı yönden gelen bir araç ile ayrıldıkları, bilahare sürücü ve diğer arkadaşının tekrar olay yerine geldikleri, TV kameralarını görünce iradi ve sebepsiz olay yerinden ayrıldıkları kabul edilerek, bu hususun davalı sigortacıya tanınan ispat külfetini ortadan kaldırıcı bir eylem olduğu, sürücünün doktora başvurmasına rağmen alkol raporunu almamasının dikkat çekici olduğu gerekçesi ile dava red edilmiş ise de, bu konuda sürücünün kasıtlı davrandığı hususunda somut delil olmadığı gibi, biran aksi kanaata varılması halinde, sürücünün bu eylemi sırf alkollü olduğunu gizlemeye yönelik ve esasen davalı savunması da bu yönde olduğundan, mahkemece, alınan alkolün olayın oluşunda münhasıran etkili olup olmadığının tespiti için Dairemizin yerleşik inançları doğrultusunda bilirkişi incelemesi yaptırılması ve sürücünün olay sonrası gerçekleşen anormal tutum ve davranışları da bir inceleme sırasında değerlendirilmesi zorunludur.
Bu durumda mahkemece, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde inceleme ve değerlendirme yapmak gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.
Sonuç: Yukarda açıklanan nedenlerle kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir edilen 250.000.000-lira duruşma vekillik ücretinin davalıdan alınarak, davacıya verilmesine,ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 14.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy