(1086 S. K. m. 176, 507, 516)
Dava: Taraflar arasında görülen davada İstanbul Asliye 4. Ticaret Mahkemesi'nce verilen 12.07.2001 tarih ve 2001/1235-918 sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ali Orhan tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Karar: Davacılar vekili, taraflar arasında imzalı kar ve zarara katılım sözleşmesindeki tahkim şartı gereğince tarafların iki hakemi seçtiklerini, ancak seçilen hakemlerin 3. hakem konusunda anlaşılmadıklarını ileri sürerek 3. hakemin tayinini istemiştir.
Mahkemece, evrak üzerinde 3. hakem tayini yapılmıştır.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Taraflar arasındaki sözleşmenin 6/3. maddesinde, ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğu, aynı maddenin 5. fıkrasında ise, ihtilaf vukuundan tarafların hakeme başvurmak zorunda olduğu belirtilmiştir.
Tahkim sözleşmesinin geçerli olabilmesi uyuşmazlığın kesin olarak hakemde görüleceğinin yazılı olmasına bağlıdır. Sözleşmedeki hakem şartı bu nitelikte olmayıp İstanbul Mahkemeleri'nin yetkisinin kabulü yanında tahkim de ön görülmüştür. Bu durumda ortadan geçerli bir tahkim sözleşmesi bulunmadığı gözetilerek, istemin reddedilmesi gerekir iken yazılı şekilde 3. hakem atanması doğru bulunmamıştır.
2- Öte yandan davada karşı taraf olarak sözleşmenin diğer tarafı Al Baraka Türk Özel Finans Kurumu A.Ş.de gösterilmiş, mahkemece taraflar çağrılmadan ve duruşma açılmadan evrak üzerinde hakem tayinine karar verilmiştir.
HUMK. na göre, kanunda tersine hüküm bulunmadığı durumlarda her dava duruşma açılarak yargılama yapılıp karara bağlanır. Hakem atanması konusundan yasada evrak üzerinden karar verileceğine ilişkin herhangi bir hüküm yer olmadığından, HUMK. nun 507/1 ve 176/8 maddeleri hükümlerine göre basit yargılama yöntemince tarafların çağrılması gerekir iken, yazılı şekilde evrak üzerinden hüküm kurulması da doğru değildir.
Sonuç: Yukarıda 1 ve 2 nolu bentlerde açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 10.06.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy